Bana caminin adını söyle sana hikâyesini anlatayım

 

Bildiğiniz cami isimlerini sıralayın desem hepiniz, en çok bilinen Eyüp Sultan Cami, Selimiye Cami, Süleymaniye Cami, Sultanahmet Cami…’yi peş peşe sıralarsınız. Daha önce hiç Sanki Yedim Cami, Kuşkonmaz Cami, Şık Şık Cami, Çıplaklar Cami,  Allahdiyen Cami isimlerini duydunuz mu? Bu isimleri duyanca hepinizin şaşırdığını ve gülümsediğinizi görür gibi oluyorum. İçinizden ‘bu isimleri nereden de bulmuşlar, bir caminin adı hiç Çıplaklar Cami olur mu, Allah demeyen cami olur mu?’ dediğinizi duyar gibi oluyorum. Hep birlikte ismi gibi hikâyeleri de ilginç olan bu camileri tanımaya ne dersiniz?

Türkiye’nin dört bir yanında binlerce cami yer alıyor. Hepsinin birbirinden farlı ve güzel yapıları, yapılış hikâyeleri, adları var. Çoğu adını sulatanlardan alıyor. Birçoğu ise adını bulunduğu mahalleden, köyden alıyor. Bazıları da var ki isimlerini duyduğunuzda sizi şaşırtıyor, gülümsetiyor. Neden mi? Çünkü bu cami isimleriyle daha önce hiç karşılaşmadıysanız hepsinin isimleri ve hikâyeleri size çok farklı gelecek. Yapımı oldukça eski olan bu camilerin bazılarının ismi, bazılarının ise inşa edilme öyküleri oldukça ilginç. İbretlik hikâyeleriyle ve isimleriyle camiler sizinle.

Kuşkonmaz( Şemsi Paşa) Camii

Evet, isminden de anlaşılacağı gibi bu camiye kuşlar konmuyor. Gerçek ismi Şemsi Paşa Camii olan ve Üsküdar sahilde bulunan camiinin ismine dair ilginç rivayetler aktarılıyor. Söylenenlere göre, camiye Kuşkonmaz denmesinin nedeni de Şemsi Paşa’nın kişiliğiyle ilgili. Fazlasıyla titiz bir kişi olan Şemsi Paşa, Sokullu Mehmet Paşa ile rekabet halindeymiş. Zaman zaman şakayla karışık atışırlarmış. Şemsi Paşa bir gün Sokullu’ya, “Sokullu, camiini kuşlar pislemiş” diye takılınca, “Gökyüzüne açık olan her yer kuşların pislemesine müsaittir” cevabını almış. Şemsi Paşa, cami yaptırmaya karar vermiş ve Sokullu’nun sözü aklına gelmiş. Mimar Sinan’a giderek, “Bana öyle bir yerde cami yap ki üzerine kuşlar pislemesin” demiş. Sinan, bütün camilerinde yaptığı gibi iyi bir araştırmadan sonra kuzey- güney rüzgârlarının kesiştiği bu noktayı bulmuş. Dalgaların kıyıya çarpmasıyla meydana gelen titreşimleri incelemiş ve camiyi burada yapmaya karar vermiş. Ve Mimar Sinan camiyi oraya inşa eder. Minareyi de boğaz’dan esen yelin ters rüzgar ile çakıştığı noktaya yapar. Buradaki çarpışmadan minareyi de içine alarak çıkan uğultu kuşları korkutur ve camiye konmazlar. Böylece Şemsi Paşa Sokullu’nun bu sözünü de dikkate alarak bir kuşların konmadığı bir cami yaptırır.

Sanki Yedim Camii

Ne kadar ilginç değil mi? Sanki Yedim cami ismi size ne ifade ediyor. Bir bakalım hikâyesine. İstanbul Fatih’te Sinanağa Mahallesi’nde bulunan Sanki Yedim Camii’nin hikâyesi en az ismi kadar enteresan. Rivayete göre maddi durumu pek güçlü olmayan esnaf Keçeci Hayreddin, İstanbul’da yapılan Selâtin camilerine çok özenmektedir ve bunlar gibi bir cami yaptırmak istiyordur. Fakat camiyi inşa etmek için paraya ihtiyaç vardır. Keçeci Hayreddin, çözümü canı bir şey yemek istediğinde yemeyip “sanki yedim” diyerek parasını bir kenara koymakta bulur. Biriktirdiği paralarla da Sanki Yedim Camii’ni yaptırır. 20 yıl boyunca biriktirdiği paralarla küçük de olsa bir cami yaptırır ve caminin adı halk arasında Sanki Yedim Camii olarak anılmaya başlar.

Sormagir Camii

Hangi camiye sorarak girersiniz? Sormagir camisine elbette. Rivayete göre Hacı Hüseyin Kethüda Efendi, bir gün caminin bahçesinde iken, bir yabancının yapının sahibini sorması üzerine “Sorma Gir” diye cevap verir. Bunun içindir ki cami halk arasında Sormagir adı ile anıla gelmiştir.

Kulaksız Çarşı Camii

Hiçbir caminin kulağı olmaz ki ama hikâyesini okuyunca neden Kulaksız Camii diye isimlendirildiğini anlayacaksınız. Bir gün Fatih Sultan Mehmet Okmeydanı’na gelince ferman buyurur. Fakat halktan hiç ses çıkmaz.  Bu mahalle halkı fermana duyarsız kalınca “Bunlar ferman duymazlar mı” ifadesiyle bu beldeye Kulaksız ismi verilmiştir.

Çıplaklar Camii

Hiç çıplak cami gördünüz mü hayatınızda?  Camii, Zonguldak’ta Çıplaklar Mahallesi’nde yer alıyor. Bu yüzden  camii ismini de mahalleden alıyor. Mahallede yaşayanların birçoğunun soyadı da Çıplaklar.

Allahdiyen Camii

Allah demeyen Cami ile hiç karşılaştınız mı? Manisa’da görmeniz mümkün. Manisa’da Allahdiyen köyünden ismini alıyor Camii.  Köy bir yamaca kurulduğu için yokuşu çıkan insanlar ‘Allah Allah diyerek yokuşu çıkıyorlarmış. Bu yüzden köye Allahdiyen adı verilmiş. Cami de ismini bu yöreden alıyor.

Böcekli Camii

İsmini duyunca siz de benim gibi acaba içinde çok mu böcek var ki böcekli cami deniliyor diye düşünmüş olabilirsiniz. Korkmayın korkmayın bu cami adı gibi böcekli değil. İsmini zamanında bölgede yetiştirilen ipekböceklerinden alıyor. Camii İstanbul’da yer alıyor.

Nallı Camii

İstanbul’daki bu eserin minaresinde dört tane nal resmi olduğu için cami bu ismi almış.

Tahir ile Zühre Cami

Dillere destan olan hikayenin camisi de var. Tahir ile Zühre Mescidi, Konya’nın Meram İlçesinde Form’daki Gedavet Parkında yer alır.
Kitabesi günümüze gelememiştir. Yapı üslubundan 13.yüzyılın sonlarında Sahip Ata’nın torunları tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Sahip Ata’nın torunlarının yanındaki türbede gömülü olduğu düşünülse de bu konuda yeterli bir bilgiye kaynaklarda rastlanmamıştır.
Yaygın bir rivayete göre ise, yandaki türbede gömülü olanlar Sahip Ata’nın torunları değil. Buna göre, mescidin bitişiğindeki türbe, halk hikâyelerimizin ünlü kahramanlarından Tahir ile Zühre’ye ait. Türbede yan yana iki mezar. Biri Tahir’in, öteki Zühre’nin.

Tomtom Kaptan Camii

Boğazkesen Caddesinde bulunan cami, Tomtom Mehmet Kaptan ismiyle tanınan bir zat tarafından yaptırılmıştır. Bu cami, imamlarından musikişinas Tumtum Abdullah Efendinin lakabı olan Tumtum ile de anılmaktadır.

Yağ Camii

Daha önce “Eski Camii” denilen yapı, anıtsal avlu kapısının önünde yağ pazarı kurulması nedeniyle, “Yağ Camii” adını almıştır.

Şık Şık Camii

Bu caminin adı da kurulduğu mahalleden geliyor. Malatya’da Şık Şık Mahallesi’nde yer alan camii gerçekten de çok şık bir camiymiş.

Buğday Camii

İsmini okuyunca caminin buğdaydan yapıldığını düşündünüz değil mi. Ama öyle değil. Buğday paralarıyla yapıldığı için camiye buğday adı veriliyor. Caminin yapımında Adana halkından destek beklenir. Tarladan hasat ektiği buğdayları çuvala dolduran halk camiye getirir. Ve cami buğday çuvallarıyla dolup taşar. Buğdaylar satılarak parası caminin yapımında kullanılır. Bu yüzden Camii Buğday ismini alır.

Gül Camii

Camiye Gül isminin verilmesine dair değişik rivayetler vardır. Bir rivayete göre, Türkler İstanbul’u fethettikleri gün Theodosia yortusu sebebiyle bu camii güllerle donatılmış olarak bulmuşlardır. Bundan dolayı bu ismi almıştır. Diğer bir rivayete göre, tarihi hüviyeti bilinmeyen Gül Baba isimli bir yatırın cami içinde metfun olmasından dolayı bu adı almıştır. Bir başka rivayette ise cami haline getirilince, gül suyu ile temizlenmesinden veya IV. Murad zamanında tamir edilince kubbe ve çevresinin güle benzediğinden dolayı Gül Camii adını almıştır.

Laleli Camii

Laleli Camii Sultan üçüncü Mustafa tarafından yaptırılmıştır. Yaptırdığı hiçbir camiye adını veremeyen Sultan, Laleli Camine adını vermeyi düşünmektedir. Caminin şekillendiği günlerde civarda bulunan Laleli Baba’yı ziyaret eder. Ziyaret esnasında aralarında tatsız bir konuşma geçer. Sultan, bu olaydan birkaç gün sonra rahatsızlanır. Doktorlar üçüncü Mustafa’nın derdine çare bulamayınca Sulta’nın aklı başına gelir. “boşuna uğraşıyoruz, bu derdin ilacı Laleli Baba der ve yaşlı dervişin huzuruna koşup affını ister. İyileşince de ince bir espriyle, “Kendi adımıza bir cami yaptırdık, onu da şeyhe kaptırdık” der ve camiye onun ismini verir.

Saatli Camii

Ayvalıkta yer alıyor cami. Mübadele öncesinde Ayos Yannis adıyla bilinen kilise camiye çevrilince “Çarşı Camisi” olarak anılmaya başlanmış. 1944 depreminde saat kulesi olarak da kullanılan  çan kulesi yıkılınca, çanı yok olmuş. Yıkılan kule de yeniden onarılarak sadece saat kulesi olarak kullanılmaya başlanmış. O tarihten sonra da “Saatli Cami” olarak söylenmeye başlanmış.

Üçbaş Nurettin Hamza Camii

Bu cami, ismini Adapazarı’nın Üçbaş köyünde doğan berber Nurettin Hamza’dan alıyor. Nurettin Hamza, 1530’lu yıllarda Fatih’e gelir ve bir berber dükkânı açar. Ancak işinin o kadar ehlidir ki civarda ‘sosyete berberi’ diye anılır ve çok fazla ücret ister. Bu nedenle ‘parayı çok seven berber’ diye söz edilir kendisinden. Üçbaş Camii’ni yaptırdığında herkes çok şaşırır. “Sen parayı çok severdin, nasıl oldu da cami yaptırdın?” diye sorarlar. O da şu cevabı verir: “Parayı çok severim doğru, ama işin ucunda ölüm var. Öldükten sonra da parayı yanımda götürmek için cami yaptırdım.”

 

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s