Çocuktur camiye gelse yeridir!

 

Teravih namazı bittiğinde “Çocuğu olan camiye gelmesin. Bizim çocuğumuz varken biz gelmedik” diyor bir ses. Sonra kaşlarını çatıyor sesini olabildiğince yükseltiyor ve “Burası kreş mi? Bütün konsantrasyonumu bozdu” diyerek konuşmasını bitiriyor. ‘Ey cemaati müslimin söyleyin haksız mıyım?’ dercesine bakışlarını gezdiriyor cami cemaati üzerinde. Ufak çaplı da olsa destek alıyor cemaatten. “Küçük yaşta camiye gelmeyi öğrenmeyen çocuk büyüyünce caminin yolunu bulamıyor” diyen de çıkıyor cemaatin arasında. Ses tonu camide çocuğa yer ayırmayanınki kadar çığırtkan ve keskin değil. Birisi konuşsa da ben de ona destek olsam diye bekleyen çekimser bir ses de destek çıkıyor az önceki sese. Düşüncelerini içinden dile getirenler de yok değil cemaat arasında. Kimi ise bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın edası ile çabucak seccadesini toplayıp ayrılıyor camiden.

Özellikle Ramazan ayının gelmesi ile Türkiye’nin hemen hemen her camisinde yaşanan bu hadise bir kenara dursun. Kendisi ve çocuğuna camide yer tayin edilmeyen o anne ne hissediyor acaba. Yüzü kıpkırmızı olmuş, ne diyeceğini bilemez halde, ‘keşke getirmeseydim de bütün bunları duymasaydım’ diye düşünerek yerden yüzünü kaldıramıyor mu? Yoksa bir daha gelmemek üzere çocuğunu kolundan tuttuğu gibi peşinden sürükleyerek camiye veda mı ediyor? Birilerinin ona arka çıkmasını mı bekliyor yoksa “çocukları camiden soğutmayın” diyerek olması gerekeni mi anlatmaya çalışıyor…

Çocuklar ve çocuğu olanlar camiye gelmesin diyen düşünenlere sesleniyorum ve soruyorum: “Siz de çocuktunuz. Çocukken annenizle birlikte camiye geldiğinizde upuslu mu oturdunuz? Hiç caminin içinde koşuşturmadınız mı? Sizin annenize ‘çocuğun varsa evinde otur cami senin neyine?’ dediler mi? Bu yanlış düşünceyi ne kadar daha omuzlarınızda taşımayı düşünüyorsunuz? Daha kaç anneyi-çocuğu camiden soğutacaksınız?…”

Camiye gelen çocuklara nasıl davranılması gerektiğiyle ilgili konuşan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, camideki çocuğa tahammül edemeyeceklerin teravih namazlarını evde kılmalarının daha uygun olacağını söylüyor. Bu konuda kendine hakim olamayacak cemaata hitap eden Görmez, “Eğer herhangi birimiz cami ile ilk defa tanışmaya gelen çocuklarımızın muhayyilesinde cami ile, namaz ile ilgili acı bir hatıra bırakacak şekilde kendimize hakim olamayacaksak, evimizde teravihi kılmamız daha doğru olacaktır. Ama camiye gidiyorsak o takdirde ilk defa camiye gelen çocuklarımıza çok daha büyük bir itina ile yaklaşmamız, özen göstermemiz lazım” diyor.

Reklamlar

SON DAKİKA

Habere son noktayı koymuş Aile Bakanlığı’na gitmek için bilgisayarı kapatırken Gülsün’den gelen telefonla elimdeki işi yarım bıraktım.

Telefonu açtım, Gülsün, ‘Kübra ABD Büyükelçiliği’nde patlama var. Bedirhan’a haber ver çabuk gelsin’ dedi. Şaşkındım ne patlaması, neden,  nasıl olur diye soramadan ‘tamam’ deyip telefonu kapattım.

Nutkum tutulmuştu. Sadece denileni yapma gayretine düşmüştüm. Olayı idrak edemiyor, ABD Büyükelçiliği’nin Milliyet’in başucunda olduğunu bile aklıma getiremiyordum. Bu yüzden Gülsün’e ‘sen, oradakiler iyi mi?’ diye sormamıştım bile. Hemen Bedirhan’ı arayıp ‘ABD Büyükelçiliği’nde patlama varmış. Gülsün haber verdi’ diyerek telefonu kapattım. O da şaşırmış olacak ki hiçbir şey sormadı.

Yerimden kalktım. Haber Müdürümüz Kazım Bey odasındaydı. Yanında emniyet muhabirimiz Tahir abi vardı. Doğruca oraya yöneldim. Öyle ya haberi hemen söylemeliydim. ABD Büyükelçiliği’ne en yakın gazetelerden biri olan Milliyet’ten arayıp patlama var denilmişti. Yanlış olmazdı.

Açık olan televizyonlarda son dakika geçiyor:  ‘ABD Büyükelçiliği’nde patlama’

Sonra ‘eyvah Gülsün!’diyerek telefona sarılıyorum, ABD Büyükelçiliği’nin Milliyet binasının hemen yakınında olduğunu hatırlayarak.

Gülsün ağlıyor.

Kübra ‘Burada kopmuş kafa var, insan etleri etrafa saçılmış’ diye feryat ediyor.

‘Parçalanmış insan etleri’ diyor Gülsün. Aklıma hiç ‘canlı bomba’ olacağı ihtimali gelmiyor.

Haber merkezinde bir telaş.

Tahir abi  ABD büyükelçiliğine, sağlık muhabirimiz Elif Özlem olay yerine 50 metre uzaklıktaki Güven Hastanesi’ne gidiyor.

Ben de gitmeliyim. Duramam, soğukkanlılıkla bekleyemem.

Önce Güven Hastanesi’ne sonra ABD Büyükelçiliği’ne varıyoruz Elif’le.

Herkes orada. Temsilcisi, haber müdürü, muhabiri, kameramanı. Bir kurumdan bir değil birçok muhabir olay yerine akın etmişti.

Canlı bomba olduğu kesinleşmişti. 1 güvenlik görevlisinin öldüğü, iki de yaralının varlığından söz ediliyordu.

Yaralılardan birinin yakın zamanda NTV’den ayrılan bir muhabir olduğunu söyleniyor. İsim vermiyorlar.

Büyükelçiliğin önü kalabalık. Ama bir o kadar da suskun.

Bir telefon geliyor. Ve doğruca Numune Hastanesi’ne gidiyoruz.

Didem Tuncay Numune Hastanesi’nde.

İlk kez karşılaştığımız haberde naifliği ve hanımefendiliği ile dikkatimi çekmişti.

‘Tanır’ olmanın verdiği o üzüntüyü en içten hissediyordum Numune Hastanesi Yöneticisi Prof. Dr. Nurullah Zengin, “Muhabir arkadaşımız yüzün sağ tarafında travma ile hastanemize kaldırıldı” derken…

Açıklamalar, ziyaretler, gözü yaşı aileler, arkadaşlar…

Umutlu bekleyişler.

Saat ilerliyor, hastaneden ayrılıyoruz.

Ama

Aklım Didem’de aklım ABD Büyükelçiliği önünde, aklım eş, evlat nedir bilmeyen ‘korkusuz korkak’ tarafından canımız yanarak öldürülen güvenlik görevlisinin evinde…

Aklımda akıl almaz sorular.

Cevap bulacağım meçhul.

Aklımda ‘Son Dakika’.

 

 

 

 

 

 

 

 

Kardeşlik sınavımız

Suriye’nin bütün İslam dünyasının sınandığı bir coğrafyaya dönüştüğünü belirten Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, kurum olarak zor durumdaki komşuları için yardım kampanyası başlattıklarını söyledi. Önümüzdeki cuma günü Türkiye’nin tüm camilerinde yardım toplanacağını dile getiren Görmez, “Bu drama kimse seyirci kalamaz” dedi

AYFER MALLI-FOTOĞRAFLAR TARIK BAKICI/ ANKARA | 26 ARALIK 2012
25diyanetziyaret02
Diyanet İşleri Başkanı Görmez gazetemizin Ankara bürosunu ziyaret etti. Ankara Temsilcimiz Abdulkadir Selvi, Haber Müdürümüz Kazım Canlan, Diyanet Muhabirimiz Ayfer Mallı’nın sorularını cevaplandırdı.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, başkan yardımcıları Mehmet Emin Özafşar ve Ekrem Keleş ziyaret ettiği Yeni Şafak Ankara Bürosu’nda kurum çalışmaları ve gündemdeki konular hakkında bilgi verdi. Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdulkadir Selvi Haber Müdürü Kazım Canlan, Diyanet muhabiri Ayfer Mallı tarafından ağırlanan Görmez, Suriye konusunda ‘İslam kardeşliğinin imtihanda olduğu bir dönemden’ geçildiğini bildirerek, başlattıkları yardım kampanyasının müjdesini verdi. Görmez’in açıklamaları
şöyle:

İNSANLIK TRAJEDİSİ

Suriye’de iki ateş arasında kalan halka yönelik insani yardım kampanyası başlatıyoruz. Kampanyamızı ilk defa sizinle paylaşıyoruz. Önümüzdeki cuma Türkiye’nin tüm camilerinde bu yönde bir yardım toplanacak. Orada koordinasyondan sorumlu bir vali tayin edildi. Bilhassa 2 senedir devam eden Suriye’deki iç savaş bugün insanlık tradejisine dönüşmek üzere. Suriye’den ülkemize sığınan İslam bilginleri, yavaş yavaş açlıktan ölümlerin başladığını, ilaçsızlıktan dolayı pek çok insanın ölüme mahkum edildiği, pek çok insanın evinde ilaçsızlıktan ve dermansızlıktan öldüğünü ve çok sonraları haberdar olunduğunu görüyoruz.

İSLAMİ BİR GÖREV

Evet Türkiye çadır kentte 150 bin, 200 bin Suriyeliyi misafir ediyor, onlara yardımcı oluyor. Elbette çok güzel bir şey. Ancak fikri düşüncesi ne olursa olsun, dünya görüşü ne olursa olsun her Müslüman’ın her insanın özellikle savaşın enkazı altında kalan çocuklara, kadınlara, yaşlılara aç be aç, yakıtsız kalan bu insanlara komşuları, Müslüman kardeşleri, akrabaları ve insan olarak insani yardım kampanyasına ilgi göstermek durumundayız. Suriye coğrafyası şu anda bütün İslam dünyasının Müslümanlığının, dindarlığının sınandığı bir coğrafyaya dönüşmüştür. Onun için herkesi insani yardım kampanyasına katılmaya davet ediyorum. Her gün Kerbela için ağlayan Şii kardeşlerimizin de bu insani yardım kampanyasına yegane kalmayacaklarını düşünüyorum. Çünkü bu Yezidler’in zulmü altında inleyen Hüseyinler’den bir tas su esirgemek gibi bir şey olur doğrusu. Türkiye Diyanet Vakfı buna öncülük yapan vakıflardan bir tanesi olacak. Bu talep doğrudan Suriye’den ülkemize sığınan İslam bilginlerinden bize iletilmiştir. Biz de buna karşılık vermeyi insani ve İslami bir görev addettik.

BÜYÜK BİR VEBAL OLUR

Hiçbir şey yapamazsak insani görevimizi yapmak için gider ekmeğimizi, battaniyemizi o sınıra bırakırız. Ama bizim halkımız çok uzaklarda Somali’de, Arakan’da, Endonezya’da, Pakistan’da ve dünyanın muhtelif yerlerinde Müslüman kardeşleri zor durumda kaldığında her türlü yardımı yaptı. Ama yanı başımızda seslerini, nefeslerini duyduğumuz bir coğrafyada insanların, çocukların kış gününde savaş enkazı altında açlıktan, ilaçsızlıktan ölmelerine izin vermez. Hepimiz için çok büyük bir vebal olur. Yürek taşıyan bütün insanlar insani yardım kampanyalarına destek vermeli. Önümüzdeki cuma Türkiye’nin bütün camilerinde yardım toplanmaya başlanacak.

AFRİKA KÜRESEL BİR GÜNAH

Bireysel günahlar, toplumsal günahlar ve küresel günahlar var. Afrika küresel ölçekte en büyük günahların işlendiği ülke. Önce köle ticareti başlatıldı sonra keşifler adı altında sömürgeleştirmeler başladı. Başka coğrafyaların kendi servetini kendi refahını bu coğrafyanın fakirliğinin üzerine bina ettiler. Afrika’da sadece nesiller katledilmedi. Afrika’nın sadece maddi değil manevi servetleri de sömürüldü. Binlerce dil, kültür yok edildi. Afrika’nın Mali kenti ile İstanbul’un Eyüp semti kardeş olmuş. Eyüp semtindeki Müslümalar bizim aracılığımızla Mali’nin başkenti Bamako’da dört minareli muhteşem bir camii inşaatına başladılar. Bu yardımlar dalga dalga yayılacak Afrika’ya.

YURT DIŞINDA 286 CAMİ İNŞASI

Öyle yerler var ki yüz binlerce Müslüman yaşıyor ama bir mescitleri, namaz kılacakları bir mekanları yok. Biz yakında Avrasya İslam Şurası düzenledik. Orada ikili görüşmeler yaptık. İlk defa karşılaştığım bir temsilci, ‘Şu kadar Müslüman nüfusu var mescidimiz yok. Farklı yerleri kiralamak suretiyle namaz kılıyoruz.’ dedi. Dolayısıyla mabed ve mescid ihtiyacı olan pek çok topluluk bize sürekli müracaat ederek yardım istiyor. Diyanet Vakfı’nın 93’ten bu yanda kadar farklı yerlerde inşaa ettiği cami sayısı 286. Bu sürekli çoğalıyor. Birçok ülkede camii ve mabed ihtiyacına karşılık vermeye çalışıyoruz. Allah bütün hayırseverlerden razı olsun.

Somali’de ocak ayında imam hatip lisesi hizmette

Afrika’yla ilişkilerimiz 2006 yılında Afrika’daki Dini Liderler Zirvesi’yle başladı. Afrika’daki her Müslüman topluluğun olduğu ülkeyi Türkiye’deki bir ilimizle bir müftümüzle kardeşleştirerek işe başladık. İkinci aşamada da Afrika’da Müslümanların yaşadığı bölgelerde Diyanet İşleri Başkanlığı’nı temsilen ya bir müşavirlik kadrosu ya da kordinatörlük ihdas ederek bu çalışmaları başlatmak istiyoruz. Din hizmeti ve din eğitimi veren bir kurum olduğumuz için bu konuda bizden çok talep oluyor. Afrika insani yardım konusunda da pek çok ihtiyacı olan bir coğrafya. Onun için şu anda Somali’de ilk defa Türkiye’nin topladığı tüm yardımların neredeyse yüzde 70’leri Diyanet İşleri Başkanlığı marifetiyle halkımız göndermiş oldu. Ve Somali’de bir merkezimiz oldu. Ocak ayında açılışını yapacağımız bir imam hatip lisemiz oldu. Yetimhaneler yapıyoruz şu anda. Somali’den 600 öğrenci Türkiye’de eğitim alıyor.

İLK BULUŞMA EYÜP SULTAN’DA

Tarihi bir camiyi onarıyoruz, yeni bir camii inşası başlamak üzere. Bu minval üzerine hareket edeceğiz Afrika ülkelerinde. Hiçbir ayrım yapmadan yapacağız. Biz kaybettiğimiz kardeşliğimizi bulduk. Mesela Kamerun’da üniversitelerin tamamı kiliselerin kurduğu üniversiteler. Müslümanlar kendi çocuklarını kiliselere bağlı üniversitelere göndermek istemedikleri için yüksek eğitim öğretim veremiyorlar. Gönderdiklerinde de başkalaşıyorlar çocuklar. Adı Ahmet olan nice Hristiyanlara rastlayabiliyorsunuz. Kurum olarak gücümüz yetmediği için dolaylı olarak destek vermeye çalışıyoruz. Bu ülkede 20 farklı dini kurum oluşmuş. Kutlu Doğum Haftası’nda onları Türkiye’ye davet edeceğiz. Türkiye’nin hakemliğinde toplanacaklar. İlk buluşmayı Eyüp Sultan’da yapacağız.

Diyanet Camii Kutlu Doğum Haftası’nda ibadete açılacak

Görmez, Diyanet Camii’nin Kutlu Doğum Haftası’nda ibadete açılacağını söylerken, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Özafşar da Diyanet TV’nin Kutlu Doğum Haftası’nda bir televizyon konsepti içerisinde kamuoyu ile buluşacağını söyledi. Özafşar, “Şu anda hazırlığını yaptığımız 48 program türü var. Ama tam zamanlı yayına geçebilmek için asgari 65 programa ihtiyaç var. Bunun gayreti içerisindeyiz. TRT güvencesiyle yola çıktık. Ama TRT 2013’te organik bağımızı gevşeterek daha müstakil bir televizyon haline geleceğiz. O yönde görüşmelerimiz var. Şu anda izlenme oranları ümit veriyor. ABD, Balkanlar ve Kafkaslardan olumlu tepkiler alıyoruz. Bazı programlarımız hatırı sayılır bir ilgiye mazhar oluyor. ‘Diyanet’e soralım, güne bakan programı. Hem tecrübe kazanıyoruz hem de bir dil konuşuyor. Herkese hitap eden sadece kendi sesinin yankısından haz duyan bir teşkilat olma lüksümüz yok. 70 milyona hitap eden, izleyenlere doğru bilgilendirecek bir yayın politikası gerçekleştirmek için bir dile ihtiyacımız var” diye konuştu.

ROTASYONDAN DÖNÜŞ YOK

Özafşar, “Rotasyondan dönüş yok. Türkiye’de zenginlik içerisinde fakirlik yaşıyoruz. Her alanda bu var. Sağlıkta da var. Eğitimde de var. Din hizmetlerinde de var. İstihdamda dengeli bir düzenleme yapılamadığı için belli bölgelerde yığılma oluyor. Dolayısıyla 5 yıl uygulamasına devam edilecek. Aileyi parçalamadan, insani duyarlılığı önceleyerek bir düzenleme yapıyoruz. Yeni yönetmeliğimizde rotasyonu muhafaza ediyoruz. Türkiye’nin 7 bölgesi hizmet alma açısından bu anlayış ile eşitlenmiştir. Mahrum bölge anlayışı en azından Diyanet için söz konusu değildir” dedi.

25diyanetziyaret01

 

Ismarlama vaaza son

Hutbe konusuna da açıklık getiren Özafşar, şunları söyledi: “Biz doğrudan yurttaşlık bilgisi veren hutbe vaazlardan imtina ediyoruz. Ama Kur’an merkezli, sünnet merkezli bilgilendirirken, yurttaşlarımızın ihtiyaç duyacağı bazı bilgileri onun içerisinde zikretmeyi gerekli buluruz. Her kurumun bir problemi var. Benim şu problemimi bu hutbede çöz. O dönem bitmiştir. Camideki insanları mümin olarak görüp bilgiyi öyle paylaşırız. Sadece vatandaş olarak görüp yurttaşlık bilgisini vermeyi ben doğru bulmuyorum. Bu toplumsal sorunları orada dile getirmeyeceğimiz anlamına gelmez.” Camilerde namaz kılmak için artan sandalye sayısını da değerlendiren Özafşar, “Bu konu çok boyutlu bir konu. Tamamen yasaklama da doğru değil. Gerçekten özürlü olanlara fıkıh zaten bu ruhsatı veriyor. Ancak bundan istifade edenler var” dedi.

Yardım için hesap numaraları:Türkiye Diyanet Vakfı’nın Suriye için başlattığı yardım kampanyasına katılmak isteyen vatandaşların para yatırabilecekleri hesap numaraları şöyle:

Türkiye Vakıflar Bankası Meşrutiye Şubesi Türk lirasi için TR16 0001 5001 5800 7300 5313 15, dolar için TR90 0001 5001 5804 8013 8049 31, euro için TR73 0001 5001 5804 8013 8049 46 Türkiye Halk Bankası Mithatpaşa Şubesi TR26 0001 2009 3960 0016 0001 37 TC Ziraat Bankası Mithatpaşa Şubesi TR40 0001 0012 6207 9673 6651 14

Suriye’ye yardım kampanyasına katılmak isteyenler bu hesap numaralarının dışında Turkcell, Avea ve Vodafone (Turkcell ve Vodafone kontörlü hatlar hariç) operatörlerinden “SURİYE” yazıp 5601’e mesaj göndererek 5 TL’ik bir katkıda bulunabilecek.

Siber teröre özel birim geliyor

Selçuklu ve Osmanlı’ya başkentlik yapmış illerin de bulunduğu 14 ili 5 yıl içerisinde yüksek hızlı trenle birbirine bağlayacaklarını söyleyen Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Yıldırım ‘3. havalimanı ihalesinin eli kulağında. Demiryollarında ise serbestleşmeye geçilecek’ dedi

AYFER MALLI / ANKARA – FOTOĞRAFLAR: TARIK BAKICI | 18 ARALIK 2012
TRK_9441
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Yeni Şafak Gazetesi’nin Ankara Haber Bürosu’nu ziyaret etti. Bakan Yıldırım, burada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu Başbakan’ın Konya’da yaptığı kuvvetler ayrılığı konusundaki açıklamada yargının yürütmenin alanına girmesine ilişkin açıklamaları da değerlendiren Bakan Yıldırım, ‘Herkes yerini yurdunu bildikten sonra bir şey olmaz’ dedi. Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, Ankara Haber Müdürü Kazım Canlan ve Ulaştırma Muhabiri Ayfer Mallı tarafından gazetenin Ankara Bürosu’nda ağırlanan Bakan Yıldırım’ın bakanlık çalışmaları ve gündeme ilişkin sorulara verdiği cevaplar şöyle;

SÜREKLİ GELİŞMEKTEYİZ

“Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarı son 10 yılda önemli büyümeye yol açtı. Bu sürede neredeyse tüm göstergeler üçe katlandı. 10 yıldır iktidarda bulunduğumuz için bu tür şeyler özellikle genç nesle normal gelebilir. Geçmişi bilenler bugün gelinen noktayı çok iyi gözlemleyebilirler.” diyen Yıldırım, ” Kimse eski dönemi tekrar yaşamak istemez. Son yapılan özelleştirmede siyasete ve ekonomiye güvenin bir göstergesidir. Bu özelleştirme sistemi piyasalara iyi yansıyor. Güven ve istikrarın Türkiye’nin 25 yıl geleceğini yatırım yapmaya küresel anlamda bir güven var. 25 yıl sonrası için yatırım yapıyorsunuz. Eğer Türkiye’deki güven ve istikrar konusunda tereddüt olsa böyle bir yatırım olmaz. ” yorumunu yaptı.

İSTİKRAR VARSA YATIRIM VAR

“Dünya’da bir seferde bu büyüklükte bir şey yok. böyle bir parayla finansal işlem yok. Türkiye’deki güven ve istikrara yatırım var.” diyen Yıldırım şöyle devam etti: ” Otoyol ihalesinde 25 yıllık bir kullanım hakkı devri oldu. 25 yıl sonra aynı verildiği şekilde geriye gelecek. bakımı, tutumu yapılacak, karayoları denetleyecek. Bunlar gelecek ki yeni projelere imza atılsın. Bir yandan kamudan bütçeden kaynak kullanıyoruz ama aynı zamanda bütçe dışında imkanları da ortaya çıkarıp piyasadaki yatırımları geciktirmeden yapmanın yollarını arıyoruz. Biz hem kaynak kullanıyoruz, hem kaynak üretiyoruz. Bakanlık sadece genel bütçeden para alıp yol yapan, havaalanı yapan, demiryolu yapan bir kurum değil aynı zamanda kaynak aktarımı, doğrudan kaynak aktarımını da sağlıyor.”

BAYRAM GELENEĞİ DEVAM EDECEK

Vatandaşın bayram tatilllerinde köprü geçişlerinin bedava olup olmayacağı konusuna değinen Yıldırım, ‘Bu konuda vatandaşı mağdur etmeyeceklerini kaydetti.. Aynı zamanda yol kenarında bulunan işletme sahipleri de mağdur edilmeyecek. Sistem önceden nasıl işliyorsa şimdi de öyle devam edecek.’ dedi.

İstanbul YHT 2013’e yetişecek mi?

Bütün amacımız 30 Eylül 2013’e yetiştirmek. Bunun yanısıra Bursa YHT çalışmaları da başladı. temel atma törenini 23 Aralık’ta temelini atacağız. Selçuklu ve Osmanlıya başkentlik yapmış 14 ili çok değil 5 yıl içerinde birbiriyle bağlantı kurmasını sağlayacağız. Ankara-Konya bitti, Eskişehir-Ankara bitti. Eskişehir-Konya arasında her an sefer başlayabilir problem yok. Çalışması başlayan iller batıda Eskişehir-Bilecik, Bilecik-Bursa, Sakarya, İzmir, İstanbul, Afyonkarahisar, Uşak, Manisa; doğuda Kırıkkale, Yozgat, Sivas, Erzincan, Erzurum. Başlayacaklar ise: Antalya, Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Kayseri, Konya, Nevşehir, Isparta, Burdur, Kütahya’ya. 5 yıl içerisinde büyük illerin hemen hemen hepsine YHT ile ulaşma imkanı sağlanacak.

İstanbul ve İzmir’de metro devrine ne zaman başlayacaksınız?

Ankara’da Kızılay-Çayyolu ve Batıkent-Sincan hattını 2013 yılına kadar bitireceğiz. Keçiören-Tandoğan hattı 2014 yılına kaldı, epey işi var. İstanbul’da Dörtlevent’ten Boğaziçi Üniversitesi’ne kadar olan kadar olan yer var. Bakırköy’den İkitelli’ye var. İzmir’de proje çalışmaları yapılıyor. Öncelik sırasına göre başlayacağız. Diğer illerin talepleri var onları da değerlendireceğiz.

Göktürk-2 uydusunu yeni uydular gönderilebilir mi?

Göktürk-2 uydusu nispeten daha küçük uydu bizim TÜRKSAT 3A bundan daha büyük, daha yüksek yörüngede ama tabiatı farklı bu biraz daha görüntü ağırlıklı kullanılacak. İstihbarat amaçlı işte, gözlem amaçlı, meteoroloji, harita. Bunun bir farkı kamuoyunda dikkati çekmese de entegrasyonu Türkiye’de yapıldı o olabilir. Yani bu yerli uyduya aslında bir adımdır. Bunun içinde bizim TÜRKSAT’ta var, TUSAŞ da var birlikte yapıyorlar. Onların tesislerinde yapıldı bundan sonraki adım TÜRKSAT’ın yeni uydusu. Yani gözlem uydusu işin özü bu. Yayın değil yani fotoğraftı, görüntüydü, her türlü Anadolu topraklarında neler oluyor neler bitiyor 24 saat takip edecek.

3. havalimanı ihalesi çok yakın

Üçüncü havalimanı ihalesi ne zaman yapılacak? Havalimanın istanbul’un en çok yağış alan yerine yapılacak olması uçakların inişi için bir tehlike arz ediyor mu? Yer değişikliğine gidilir mi?

İhale bugün, yarın yapılır. Eli kulağındadır. Havaalanın etrafının yemyeşil olması kadar güzel bir şey var mı? Meydan açık olduğu müddetçe, yaklaşma ve inişlerde görüş alanı sorun olmadıkça uçağın kalmasında ve inmesinde sorun yok. Norveç’e her gün yağmur yağıyor. Ama aksamıyor seferler. Yağış yeşillikle ilgili bir şey. Türkiye’de son 10 yılda yeşilik arttı. 21 milyon adet yollara ağaç diktik biz.

Türkiye’de ilk kez Van Havalimanı’nda uygulanacak sistemle uçakların, yaklaşma, iniş ve kalkışlarında, yerde kurulu sistemler yerine, uydulardan yararlanmayı sağlayacak sistem tüm havaalanlarında yaygınlaştırılacak mı?

Birçok havaalanında ILS sistemi var. Mania alanında dolayı bazı havaalanlarına ILS konulamıyor. Bu sistemin yerine geçen cihazlar koyuyoruz. Sırada Isparta, Maraş var. Buralarda da manialarda dolayı iniş ve kalkışlarda sıkıntı yaşanıyor. Önceliğimiz şimdi bu iki il. Benzer çalışmalar devam edecek.

Siber teröre karşı özel birim

Siber güvenliği sağlamak için neler yapacağız? Siberlik güvenlik alanında Türkiye’nin dünya devletleri arsındaki konumu nedir?

Siber Güvenlik toplantısı başkanlığımda yarın gerçekleşecek. Önemli kamu kuruluşların bakanları ve müsteşar seviyesinde katılımlar olacak.Bakanlığın inisiyatifiyle hazırlanan Siber güvenlik Stratejisi Belgesi’ni ele alacağız. 2013 ve takip eden yıllar için bir eylem planı belirleyeceğiz. Siber güvenlik milli güvenlik kadar önemli. Çünkü siber güvenliği sağlamak, bu tip tehditlerle, saldırılarla mücadele etmek aynen terörle mücadeleye benziyor. Kurumlar koordineli çalışacak. Her kurumda siber güvenlikten doğrudan sorumlu, 7 gün 24 saat hizmet yapan bir kurul olacak. Siber törerö karşı özel bir birim kurulacak.

Demiryolları da serbestleşecek

Demiryolu serbestleşme çalışmsında gelinen nokta nedir?

Yasası hazır meclis gündem müsait olduğunda mecliste görüşmeye başlayacağız. Hedefimiz 2013 içerisinde bunu çıkarmak. Bu konuda çok kapsamlı çalışma yapıldı. Havacılıkta yaptığımız şeyin aynısı bu. Nasıl havaalanında tek taşıyıcı vardı bunların sayısı arttı, serbestleşme, rekabet oldu, havaalanları etkin kullanıldı, daha çok insan havayoluyla yolculuk eder hale geldi. Demiryollarında da bunu hedefliyoruz. Demiryoları iki şirkete ayrılıyor. Biri işletmecilik yapan şirket diğeri de alt yapının bakımı, sinyal işi, emniyetle ilgili konular devletin elinden yürüyecek. Ayrı şirket olmayacak. Kullanıcılar sadece kullandığı yola kira verecek. Kilometre başına kullanım ücreti verip kendi araçlarıyla taşıma yapacak. Devletin usul ve esaslarına riayet edecek.

TRK_9425TRK_9422

Evren’in mal varlığına el konsun

12 Eylül döneminin yöneticilerine verilecek cezanın uygulanmasının yaşları ve sağlık sorunları nedeniyle insani olarak mümkün olmadığını belirten Bakan Ertuğrul Günay, “Tedbiren kullandıkları tüm imtiyazlara son verilmeli” dedi. Günay, darbeden sonra bile eli titremeden idamları onayladığını söyleyen Kenan Evren’in mal varlığına el konulması gibi başka cezalar verilmesi gerektiğini söyledi.

AYFER MALLI / ANKARA – FOTOĞRAFLAR: TARIK BAKICI | 17 ARALIK 2012

17bakangunay08

Ertuğrul Günay, Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdulkadir Selvi, Ankara Haber Müdürü Kazım Canlan ve Kültür Sanat Muhabiri Ayfer Mallı’nın gündeme ilişkin soruları cevapladı.

Yeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilciliği’ni ziyaret eden Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, sadece bakanlığıyla ilgili değil, gündeme ilişkin de önemli açıklamalarda bulundu.

İdam edilen Adnan Menderes’e iade-i itibarın ve-rilmesinin önemli olduğunu belirten Günay, “Siyasiler için kesinlikle iade-i itibar gereklidir ve söz konusu olabilir. Menderes, Celal Bayar nihayet bunlar hakkında hüküm verecek olan millettir. Ama 12 Mart ve 12 Eylül’de silahlı eylemlere karışmış kişilerle ilgili böyle bir iade-i itibar olabilir mi onu biraz tartışmalı bulurum doğrusu” dedi. Yassıada’da Adnan Menderes Müzesi çalışmalarının sürdüğünü dile getiren Günay, Menderes’in kaldığı Çakırbeyli Köyü’nde de hatırasına uygun düzenleme yapılacağını söyledi. Günay, özetle şunları söyledi:

HÂLÂ İMTİYAZLARI VAR

12 Eylül döneminin yöneticileri hâlâ devletin verdiği imtiyazları kullanıyorlar. Mahkemelerin bu saatten sonra bunlara ceza tahkim etmesi ve bu cezanın uygulanması insani olarak mümküm değil. Kendilerinin ifadeleri var. Şartların olgunlaşmasını, müdahale etmek için daha çok insanın birbirini öldürmesini, daha çok kargaşa çıkmasını beklediler ve sonra yine kendi tabirleridir muratlarına erdiler. ‘Muradımıza erdik’ sözü Kenan Evren’e aittir. Hüküm verirsiniz ama verdiğiniz hüküm bu saatten sonra infaz edilemez bir hüküm. O zaman ne yaparsınız bence tedbiren şu anda bir kere devletten kullandıkları bütün imtiyazlara son verirsiniz. Yani emekli maaşları mı var bu görevden. Milli Güvenlik Konseyi diye bir şey uydurmuşlar. Veyahut lojman imkanları bunun oluşturduğu maddi imkanlar. Ya da verdiğiniz koruma imkanları… Bunların hepsini kaldırırsınız.

BELKİ KAMU VİCDANI RAHATLAR

Bu tür tedbirler alırsanız belki kamu vicdanı rahatlar. Yoksa 90 yaşındaki iki ihtiyara, telekonferans sistemiyle sorgu yapmak kimseyi rahatlatmıyor. O dönemde sadece onlarla ilgili de değil tabii ki. Danışma Meclisi denilen gayri meşru bir mekanizma var. Danışma Meclisi’nin başkanı var, üyeleri var. Bir dolu hukuksuz tasarının altını imzalamış insanlar var bunlarla ilgili bir önlem alırsınız. O zaman kamu vicdanı bir ölçüde yanlış yapanın yanına yanlışı kar kalmadığını bir ölçüde görmüş olur.

ELİ TİTREMEDEN ASTIĞINI SÖYLEDİ

Bu işin suç ortakları o kadar çok ki. Şimdi herkes darbelere karşı görünüyor. Kenan Evren’e sanatçı muamelesi, büyük devlet adamı muamelesi yapanlar sadece Ayten Gökçer’den ibaret değildi. Üniversitede hocaların ayağa kalkıp alkışladıklarını televizyon ekranından üzüntüyle şaşkınlıkla görmüştüm. Hocaların bu tavrını ülke adına üzüntüyle karşılamıştım. Evren bundan 10 yıl kadar önce Muğla Üniversitesi’nde konferansa çağrılmıştı. Orada çocuklardan biri sordu; ‘Bu kadar idama imza attınız hiç eliniz titremedi mi?’ Kenan Evren, ‘Hiç elim titremedi’ dedi. Düşünün o tarihlerde 80 yaşında bir adam gencecik insanların idam cezasını imzalamış. Hiçbir mazeretin arkasına saklanmadan ‘hayır hiç elim titremedi, tereddütsüz imzaladım’ dedi.

1993 FETRET DEVRİ GİBİYDİ

(Özal’ın ölümünün araştırılması) Bunlara çok üzülü-yorum. Boşuna bir gayrete girildiğini düşünüyorum. Adli araştırma şimdiye kadar neyi tam olarak ortaya çıkardı ki? 1993 yılında ölmüş ve mezara konmuş bir insanın vücudunda herhangi bir zehirlenme olup olmadığını tespit ederek yeni bir vahim siyasi gerçekliği veya bir suikasti ortaya çıkaracak. Eşref Bitlis olayı aydınlandı mı? Bahtiyar Aydın olayı aydınlandı mı? Daha nice olay var buna benzer bunlar aydınlandı mı? Bunlar güpegündüz herkesin önünde öldürülmüş önemli insanlardı. Özal’la ilgili bir gayretkeşliğe girildi. Biraz fazla gayretkeşlik yapıldı inşallah ruhu incinmemiştir.

93’te hakikaten fetret dönemi yaşandı. Özal 93’ün 17 Nisan’ın da rahmetli oldu. Uğur Mumcu suikastı var. 33 erimiz şehit oldu. 45 gün sonra Madımak olayı yaşandı. Ondan sonra da Başbağlar olayı.Tam bir fetret dönemi yaşandı. Bence araştırılması gereken dönem odur.

Fırsatçılıkta kıyameti kopartırız

Kültür ve Turizm Bakanı Günay, ‘Şirince’ye kıyamet kopacak efsanesi ile gelinmesi konusunda, ben buna karşı çıkmam. Turizmde işime geliyorsa desteklerim. Şirince’ye bu olaydan dolayı yurtdışından gelen birçok misafirimiz oldu. Orada bir efsane anlatılıyor. Bu ne kadar doğru bilemem. 21 Aralık’ta bir kıyamet beklemiyorum ama oraya gelenlere sunulan hizmetler çok yüksek fiyattan olursa, turistlere kötü davranılırsa işte o zaman kıyameti kopartırız. Bunun takipçisi olur ve hesabını sorarız’ dedi.

Her ilde müze olacak

Avrupa müzeleri, özellikle Doğu Avrupa ve Batı Asya, Ön Asya yeteri kadar tarihin, müzeciliğin farkında olmadıkları veya farkında olmaya ekonomik güçleri, siyasi istikrarları yetmediği bir dönemde bu coğrafyaları talan etmişler. Ülkemizden çalıntı yollarla çıkmış tarihi eserleri geri isti-yoruz. Son 5 yıl içinde geri getirdiğimiz eser sayısı 4 bine yaklaştı. Biz bu eserleri isterken bunların sergilenmesinin alt yapısını kurmaya çalışıyoruz. Hatay’a, Şanlıurfa’a, Ankara’ya bir müze yapmaya çalışıyoruz. Bir ilin birkaç müzesi olacak. Kent tarihi müzesi yapmaya çalışıyoruz. Ama her ilde büyük çapta bir arkeoloji müzesi olmayabilir. Her ilde müze olacak. Hatta her ilçemizde bir müzemiz olacak ama bunlar büyük çapta arkeoloji müzesi demek değil.

Troya hazineleri. 24 parça. 125 yıl önce Türkiye’den kaçırılmıştı. Şimdi Amerika’da. Troya müzesinin temelini ocak, şubat, marta kadar atıyoruz. Bir yılda bitince bu hazineler oraya gidecek. Çanakkale’ye yapıyoruz. Sinanpaşa Camii çinilerini Bursa’da bir düzenleme yaptıktan sonra oraya alabiliriz. Bu arada Amerika ve Avrupa’da takip ettiğimiz eserler var. Ulaşınca size bilgi veririm. Almanya’da bir tane bulduk onun da bilgisi bize ihbarla geldi. Paris’te epeyce eser var. Tespitlere göre 10’a yakın eser var. Bunların da Türkiye’de yerleri belli. İşte Ayasofya avlusundaki 2. Selim Türbesi’nin kapısından bir çini levha, 2. Mehmet, 3. Murat türbelerinin bir çini parçası, 1. Mahmut Kütüphanesi’nden bir parça, Piyalepaşa Camii’nden kapı süslemeleri olmak üzere bizim mekân olarak tespit ettiğimiz bazı eserler var.

2013 hedefimiz bu yılı geçmek

Dünyada takip ettiğimiz bazı eserler var. Yılbaşından sonra adım adım ülkemize geleceğini umut ediyorum. 2013 hedefimiz 2012’nin gerisine düşmemek. Başarılı bir şekilde yılı tamamlamak. 2012 yılından daha fazla insan gelsin istiyoruz. Türkiye’nin kültür ve turizm altyapısını birleştirmek istiyoruz. Ankara’ya Türkiye Uygarlıklar Müzesi’nin temelini 2013’te atmak istiyorum. Çünkü Türkiye uygarlıklar tarihi açısından en zengin ülkelerinden birisi. Bunun en iyi sergileneceği yer Ankara’da yeni bir modern bir müze. Hem tarihi esintileri olan ama hem de tarihi modeli kullanan yeni bir müze. Hipodrom olarak. Büyükşehir ile protokol imzalarını attık. Çevre Bakanlığı yer onayını verdi. Şimdi proje aşamasında. Hipodrom bugünkü çirkin yapı var ya Kenan Evren’in seçtiği ucube AKM deniliyor. Ben üzülüyorum. Adı Atatürk Kültür Merkezi. Atatürk Kültür Merkezi diyorsan yakışan bir şey olması lazım. O yapıyı kaldırıp dünya çapında bir müze yanında bir konferans salonu, kütüphanesi ve bir müze külliyesi yapmak istiyoruz. Türkiye Uygarlıklar Müzesi. 2013’te bunun temelini atacağız.

17bakangunay01,TRK_9392

Haber nereye siz oraya…

Ajans Gazi İletişim 2012 mezunlarını uğurluyor. Ayfer Kübra Mallı, Duygu Erdoğan, Gülsün Okumuş ve Niyazi Uran’ı iş hayatına uğurlarken, onları onların diliyle anlatmak istedik.

Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin kapısından küçük, ürkek bir adım attılar. Dört koca yıl nasıl geçecek diye endişelenirken, sona geldi 2012 Şirinleri… Neler sığdırdılar neler, o gözlerinde büyüyen ama Nil Nehri gibi hızla akıp giden dört yılın içerisine. Ayaklarının üzerinde durmayı, koşmayı, dostluğu, burada bir aile olmayı öğrendiler.
Ajans Gazi İletişim’in (AGİ) birbirinden yetenekli dört yeni mezunu onlar. Ayfer’i, “Evin annesi” diye nitelendirdik birini, hep pozitifti. Duygu, kahkahalarıyla neşe saçtı, hep gülümsedi. Gülsün, muzurdu, şirindi, Ajansın çocuk yanıydı. Niyazi, Ajansın demirbaşıydı,
durgundu hep pat diye söylerdi içinden geçenleri. Gazete Gazi’nin çekirdek kadrosu
Gazi İletişim’e veda ederken bize de onları anlatmak görevi düştü. Dört yıllık serüveni anlatırken, bizim kalemimiz tükendi. Onları onların diliyle anlatmaya karar verdik.

***EVİN ANNESİ AYFER…

DSC_7957

Sen ki bize haber yazmayı öğreten, sen ki haberlerimizi düzelten şirin kız. Ayfer doğallık zariflik, gülümseyen iki göz demek. Ayfer Kübra Mallı’nın mezuniyet telaşı kalemine yansıdı.
Sosyal paylaşım sitesinde yazdığı yazılar
hepimiz duygulandırdı. Evet, duygulandık duygulanmasına ama gülümsemeden de edemedik.
*Mezun olmak. Her mezuniyetin ayrı bir hüznü varmış.
* Hatta ayrılık yan etkiler yapacak kimimizde mide bulantısı, kimimizde karın ağrısı olarak hissettirecek kendisini.
*Gazi’den ayrılmak olmasa ben  Gazi’den ayrılmam Ud Gazi’yi çalmazsa ben mezun olmam Zara’dan esinlenilmiştir 🙂
* Evimizin arka bahçesi Ajans Gazi İletişim’i bırakmak.
*Bir fırtına tutu bizi Ey Gazili’ler o bizim kavuşmalarımız Makarna Günleri’ne kaldı 😦
*Bizim küçücük İletişim bahçemizde büyüüük arkadaşlıklarımız oldu 🙂
*İnşallah sonra gelenler de küçük bahçenin kıymetlileriyle tanışırlar 🙂 *Acaba Gazi’debir 4 yıl daha deseler! Ben evet derim 🙂 Tuğba’da, Gülsün’de evet derler 🙂

****HABER NEREYE AYFER ORAYA!
*Bize her saat her yer haber 🙂
* Evdeyim ama haberlerimle birlikte 🙂
*Bir de bunu deneyelim Ankara oyun havaları eşliğinde haber düzeltme vakti şimdi vakit 🙂
*Ayfer Hanım sizin haber öneriniz var mı sorusuna bütün haberler bende diyen ben muhabiri ne yapmalı 🙂

****EVİN ANNESİ NE ZAMN GÖRSEK AJANSTA

*Ajanstayız. Can Mehmet, Aykut, Niyazi ve nöbetçi ben. Kara Duman çalıyor herkes bir suskun. *Hani herkes anlatır ya meslek hayatına tesadüfî başlangıç hikâyesini işte benim de öyle hikâyem olsun istiyorum 🙂 *Gazete arşivlerinde tanıdık imzalar görmek çok güzel. Bizden birilerini görecek olmayı bilmek de güzel. Kendimi görecek olma hayali de.

Umarız hayat sana hep güzellikler sunar. Bir dergide haber editörü olman dileğiyle seni çok seviyoruz…

***GÜLSÜN HAYALLERİ SEVER

DSCN2412

Doğduğu günden beri JİP almayı hayal eden, her şeyin parayla değil akılla yapılabileceğini savunan biri. Gülsün Okumuş, zamanı iyi değerlendirme insanıdır. Ne zaman haber yazar, ne zaman tez yazar nasıl facebook’ta online her şeyi anında öğreniyor bir türlü çözemedik.

Gülsün, seni çok seviyoruz, Hep mutlu olmanı telefonunun hiç ama hiç bozulmamasını diliyoruz. Ama en  önemlisi her şeyi kısa zamana nasıl sığdırdığının sırrını öğrenmek istiyoruz.
*Bu ay her şey sende! Tez yazmak sende, Dört yıllık hikayenin bitimi sende
*Mezuniyet kıyafetimi aldım, hemen geri vereceğim daha kıyafeti alınca iş ciddiye bindi 😦
******* GÜLSÜN ALEMDİR
*Telefonum Alzheimer oldu. Eskiyi hatırlayıp duruyor!
-Senin neden basın kartın yok? Teyzecim basın kartı pazarda satılıyordu da ben mi almadım!
*41 numara ama ayağa giyilince küçük gözüken topuklu şık bir ayakkabı arıyorum,:)))))))
*”F” ve “Q” klavye nedir sizden çektiğim 🙂
*En güzel naber, çıkan haberdir 🙂
*Bugün Milliyet Ankara almaya ne dersiniz 🙂 Belki çok yakından tanıdığınız bir isim görürsünüz 🙂
*Bugün gittiğim haber oldukça çetrefilliydi!

 

*** BU KIZ TAM GAZETECİ

IMG_4900

 

 

Ajans Gazi’nin en çalışkan muhabiri Sorumlu Yazı İşleri Müdürümüz Duygu Erdoğan’ı kahkahalarıyla anlatmak gerek. “Bayan kahkaha” desek abartmış sayılmayız ancak işinde inanılmaz ciddi. Şöyle bir uzaktan bakarsanız “bu kız tam gazeteci” dersiniz. Evet, mezuniyet telaşı onu da sardı. Ve Duygu’nun kaleminden yansıyanlar:
*Nisan da mı bitiyor, hıı evet korkuyorum zamandan artık!
*Hala yazıyorum..
*Yazıyorum, yazıyorum, yazıyorum, bu tez ne zaman bitecek ama:(
*Haberin bi başlığına bak bi de içine, güvendiğim sitelere de kar yağıyor artık:(
*Söylemeyeyim diyorum ama olmuyor bu sayfanın hali nedir ama ya:(
*Eğitim, sağlık, spor, kültür sanat, çalışma hayatı… Gazete Gazi her hafta
ayağınıza getiriyor, siz sayfaları çevirin yeter.
*Tamamen öğrenci emeği, müthiş koordinatör desteği ile her hafta yılmadan, yorulmadan
yoluna devam ediyor. Ne ararsanız Gazete Gazi’de.
*Haftalık yayınlanıyor, sonraki haftaya kadar genç kalıyor, Gazi Üniversitesi’nin tüm kampus, fakülte ile yüksekokullarında Gazete Gazi.
*Ankara’dan, hatta ülkenin tüm şehir ve ilçelerinden, öğrencilikten, meslekten, havadan, sudan, geçmişten, yarından haberler Gazete Gazi’de.  *Ankara’nın en ilginç, en güzel ilçesi, şu bahar günlerinde Nallıhan. Ne yaparlar, ne bulabilirsiniz, nereyi gezip ne yersiniz Gazete Gazi’de. *Daha fazlası, daha fazlası diyorsanız, e yine Gazete Gazi. *Dört Duvar Saraybosna, aldığı ödüller ve tüm hikâyesi yakında yazan ve yöneten Nadim Güç’le yaptığımız söyleşiyle Gazete Gazi’de.

*** O BİR MİZANPAJ USTASI

535230_2626530677376_1428676971_n

Üç çiçekten sonra geldik Ajansımızın böceğine. Biliyorum bu tabirimize çok kızacaksın ama hep sen mi pat diye içinden geçeni söyleyeceksin. Niyazi Uran, ne zaman gelsek
AGİ’de jansta görebileceğimiz nadir insanlardan biri. Niyazi’nin her gün masasında mizanpaj yapmasına o kadar çok alıştık ki o masa sensiz bir nevi “öksüz” kalacak. Umarım bundan sonraki hayatında hep bir masan olur ve o masada hep mizanpaj yaparsın.
*En kısa. Şimdi benim de takım elbise mi almam gerekiyor?
*Şuan tez ödevini yapıyorum. Bu olmasa her yere gelirdim. Ayarlayın gece bişiler :)başka zaman
*Tez mi oda ne 🙂
*Muhabir takımı da çok alçak gönüllü oluyor. *Gazete Gazi’nin 1. sayfasını yapmayı özledim. *Hakkımda çıkan mesnetsiz haberlere inanmayınız *Piyasada arkadaşlarını görmek, gazeteci arkadaşları… Güzel bir duygu, sen yapmış gibi:) *Sözüm sana değildi ama olsun. Ben twit gazeteciliği yapmam. *Spor muhabirimi olsam ne? ama yok. *Ya bu duygu beni feth edecek beni esir alcak  ya da ben bu duyguyu feth ederek yok edeceğim. *İş görüşmesine giderken ceket giymek zorunda mıyız 😦 *Kapadokya gezisinde çektiğim BALON fotoğrafları GAZATE GAZİ’nin ilk sayısında  haber fotoğrafı olacak.

 

Kadınlar ‘Koza’ ile korunacak

 

 

 

ŞÖNİM’lere yeni isim ve loga yapıldı

AYFER MALLI/ANKARA

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun çerçecesinde kurulan ‘Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’nin ismi, ‘Koza Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’ olarak değiştiriliyor. Koza’nın koruyucu, kollayıcı, içine alan anlamıyla örtüşen şiddet önleme merkezileri yeni adına amblemiyle birlikte kavuşuyor. 14 ilde kurulan ‘Koza Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’nin açılışı için belirlene tarih ise oldukça anlamlı. Koza’lar 25 Kasım kadına Yönelik Şiddetle Mücadele gününde kapılarını şiddet görenlere açacak. Açılışı Aile ve Sosyla Politikalar Bakanı Fatma Şahin, bizzat yapacak. Bakanlık ‘Koza Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’ için özle bir logo tasarladı. İpek Böceği kozasından esinlenmilerek yapılan logoda yer olan ipek böceği kozası da dikkat çekiyor. Korunaklı imajı logo ile de bütünleştiriliyor.

MERKEZLER, MAĞDURLARI KOZA GİBİ İÇİNE ALACAK

Geçtiğimiz günlerde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in Bursa’da açılışını yaptığı tek kapı sistemi ile yedi gün yirmi dört saat esasına göre çalışacak olan ‘Şiddet Önleme ve İzleme Merkez’lerinin (ŞÖNİM) isminin değiştirilmesi kararı alındı. Bu karar neticesinde artık ŞÖNİM’lerin yeni ismi ‘Koza Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’ olacak. Koza ismini İpek böceği kozasından alan ‘Koza Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’, logosuyla da güben veriyor. İpek böceğinin ördüğü ve içine kapandığı korunak olan koza, merkezlerin koruyucu, kollayıcı, içine alan yapısıyla özdeşleştiriliyor. Merkezler, şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik destek ve izleme hizmetleri vermek amacıyla kuruldu.

AÇILIŞ, ŞİDDETLE MÜCADELE GÜNÜ İLE ANLAMLI HALE GETİRİLDİ

Denizli, Antalya, İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin, Samsun, Trabzon, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Ankara, Konya, Adana ve Bursa olmak üzere 14 ilde kurulan ve hizmete ilk olarak Ankara, Bursa ve Adana illerinde başlanan merkezlerin açılış günü için ise özel bir gün tercih edildi. Aile ve Sosyal politikalar Bakanı Fatma Şahin’in kendisini açacağı merkezler şiddetle mücadele gününde açılacak. 25 Kasım Kadına yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde açılacak olan merkezlerle ‘şiddete son’ mesajı verilecek.

SADECE ŞİDDET GÖRENİ DEĞİL ŞİDDET UYGULAYANI DA AĞIRLAYACAK

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair Kanun kapsamında kadının ekonomik, psikolojik, hukuki ve sosyal olarak güçlendirilmesi için 2012 yılı içinde kurulan ‘Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’nde sadece şiddet görenler ve şiddet uygulayanlar da ağırlanacak. Bu merkezler, şiddetin nedenlerinin araştırılmasının yanı sıra şiddet gören kişiyi uygulayan kişiden de korumaya yönelik oluşturuldu.Merkezlere, şiddet mağduru kadınlar ve çocuklar, şiddet uygulayan ve uygulama ihtimali bulunan kişiler müracat edebilecek. Öye yadnan şiddetin mağdru olan kadınları yanısıra erkek, çocuk, kamu, özel, stk, üniveriste, medya gibi toplumun tüm tarafları da başvuru yapabilecek.

14 PİLOT İLDE HAYATA GEÇECEK TÜM TÜRKİYE’YE YAYILACAK

Pilot olarak seçilen ve hayata 25 Kasım’da geçecek olan merkezlerin belirlenmesinde bu illerin nüfus yoğunluğu, kadın konukevi ve ilk kabul birimlerinin bulunması, verilere göre aile içi şiddetin yoğun olarak yaşanması ve emniyet teknik alt yapısının yeterli olması kriter olarak değerlendirildi. 25 Kasım’da yapılan açılışın ardından merkezler kısa bir süre içerisinde tüm Türkiye’ye yayılması planlanıyor.

KUTU

KOZA’LARIN GÖREVLERİ

-Şiddet Mağdurlarına Yönelik Müdahale Hizmetleri
-ALO 183 Danışma Hattı
-Can güvenliği ve güvenlik butonu verilmesi
-Mesleki danışmanlık
-Şiddetten koruyucu ve önleyici tedbir kararları ile zorlama hapsinin verilmesine ve uygulanmasına ilişkin veri toplanma ve tedbir kararlarının sicilinin tutulması,
-Korunan kişiye verilen barınma, geçici maddi yardım, sağlık, adli yardım hizmetleri ve diğer hizmetlerinin koordine edilmesi
Hakim kararıyla, kişi hakkında ayrıntılı sosyal araştırma raporunun hazırlanması,
-Eğitim ve rehabilitasyon programlarına yönlendirme
-Sağlık kuruluşunda muayene veya tedavi için yönlendirme
-Meslek edindirme kurslarına yönlendirme.

KUTU

BAŞVURULACAK ADRESLER

Şiddet mağduru kişinin başvuracağı adresler ise şunlar:

-ALO 183 Danışma Hattı (ücretsiz) arayabilir
-Doğrudan Koza Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerine başvurubilir
-En yakın karakola başvurabilir
-Üçüncü kişi ihbar edebilir
-İlk Adım Birimine gidebilir
///