SEN DE HAKLISIN, SEN DE, SEN DE!

Ayfer MALLI

24 Nisan 2011 sabahında ALES kuyruğundaydım. Sınava girmek için değil bu bekleyişim. Sınava ablam girecek, onla birlikte sınava gireceği okula geldim. Ablamı, o yoğun güvenlik tedbirlerinden geçirdikten sonra geri dönmekti amacım. Ama sınav kuyruğundan yükselen sesler, geri dönmeme mani oldu. Ve ben de sınava gireceklerin arkasından hayır dualar okuyamaya başladım. Herkesi sınava uğurladıktan sonra ayrıldım kuyruktan.  O kuyrukta dakikalarca süren aramayı bekledim. Arama diyorum çünkü sınava girecek tüm sınavlılar aranıyordu. Hummalı bir arama geri çevirme çalışmaları vardı. O da ne! Polisler bir taraftan arama yapıyorken okul camında elinde mikrofonuyla gözlüklü, ak saçlı bir yetkili beliriverdi. Herkes şaşkınlık içinde birbirine bakarken görevli amcam başladı sınav giriş belgesinde yazılı olan o resmi yasakları okumaya ve ekleyiverdi “toka, kemer, yüzük, cüzdan, bozuk parası… olan sınava giremez”. Pencereden başarılar dileyerek bitirdi konuşmasını amcam. Bu kadar güvensizlikten sonra başarı beklemek, ümitli olmak için mi? diye düşündürdü beni “başarılar” sözcüğü. Kuyrukta bir uğultudur başladı. “Vay efendim ben cüzdanımı nereye koyacağım?”, “Benim saçlarım önüme geliyor”,  “Annemi de getirmedim ki çantamı ona vereyim”, “Burada güvenlik alınacağına siz kendi içinizde güvenliği sağlayın da şifrelerle, çalıntı sorulanlara karşılaşmayalım” ve daha neler neler… Kuyruktan yükselen seslerin bir kısmıydı bunlar. Soruları görünce başlayacak gerginlik taa sınav kuyruğunda yaşatılıyordu sınav zedelere. Sınavzede diyorum, çünkü son zamanlarda ortaya çıkan tüm sıkandalar sınava giren herkesi mağdur etti.

 İşte bu manzara karşısında “sen haklısın ey sınava giren arkadaşım!” diye bağırmak geldi içimden.  Sınav kuyruğunda yasaklara olan itiraz gittikçe şiddetleniyor. Yükselen sesler içerisinde yasakları ilk kez duyan arkadaşlarım da vardı. “Nasıl olur ya ben bozuk paraları ne yaparım? Atayım mı yani? Geriye nasıl döneceğim?” sorularını birbiri ardına soruyor arkadaşım. Yasaklarla dolu sınava ilk kez girmenin verdiği şaşkınlıktı herhalde bu. Ya da daha önce yasakları ona pencereden mikrofonuyla okuyan bir amcayla hiç karşılaşmamıştı. Hâlbuki sınav giriş belgelerinde anayasa gibi yazılıp çizilmişti yasaklar kaç kez.

Bu komik yasaklar olmasın istiyorum evet. Maalesef ki var. Ama bir şeylerin bizim için yolunda gitmesini istiyorsak; yasakları kendi içimizde tolere etmek durumundayız diye düşünüyorum. Tolere etmek gerekiyor çünkü sonra yasak olan şeyleri üzerimizde alıp getirmenin cezasını polislere kesmeye kalkışıyoruz. Kibar ve nazikçe “hanımefendi içeriye anahtar almak yasak” diyen polise sesler yükseltiliyor, bakışlar sertleşiyor, el kol hareketleri devreye giriyor ve “ben nereye koyayım şimdi bunu, nasıl geleyim?” diye itirazlar yapılıyor. Polisler sanki yasağı koyanmış gibi sözlere, davranışlara maruz bırakılıyorlar. İşte bu noktada çok sabırlı davranıyorlar çok. Ama o kadar dik başlılık yapanlar oluyor ki artık tahammüller zorlanamıyor ve bir bağırtı yükseliyor polis hanımdan “Arkadaşım kemerini çıkarır mısın bu bir yasak ve ben buna uymak zorumdayım” hanım kızımız paşa paşa çıkarıyor kemerini. E be güzel arkadaşım diyorum madem çıkaracaktın ne diye uğraştırıyorsun insancıkları. Israrla çantasını içeriye sokmaya çalışan arkadaşıma ne demeli? Erkek polis memuru uyarıyor çanta içeriye alınmaz diye. Babası da yanında gelmiş üstelik. Baba ısrar ediyor “kızım çantanı ver” diye arkadaşım koluna taktığı çantayı sıkı sıkı tutuyor, hayır, ben çantamsız sınava giremem der gibi. Kontrol sırası ona geldiğinde ne oluyor? Evet, doğru tahmin ediyorsunuz. Arkadaşım geri dönüp çantayı babasına teslim ediyor. İşte burada polis oluyorum ve “sen haklısın” diyorum polise.

Bizim için zaten külfet olan yasakları zorlaştırmak yerine onlara sevimli çözümler bulmaya ne dersiniz? Sigara ve çakmak ile sınava girmek yasak deniliyor size. Ama bir sigara içmeden de sınava giremem diyorsanız, sizin bu hakkınızı elinizden alamayız tabi. Evimizden çıkmadan içip gelelim sigarayı desem. Bakıyorum o da olmuyor, sınavdan önce içip gireceksin. O zaman hemen bir çözüm yolu bulalım sana: Bir, iki.. kaç sigara içeceksen al yanına sigaranı ve bir kibrit kutusuna yakacağın kadar kibrit koy. İçeceğin kadar iç, yakacağın kadar yak. Sınava sigarası ve çakmağıyla alınmayan arkadaşımı görünce üzüldüm ama bu yasağa da böyle bir yol bulunabilir. Güvenlikle huzursuzluk yaşamaktansa bir önerim olmalı diye düşünürüm. En çok da bozuk paradan dert yakınıyorlardı kuyruktakiler. Düşünsenize sınava geliyorsunuz üzerinizde cüzdan olmayacak, para olacak ama bozuk asla. Bozuk paran varsa sınava giremezsin. Teslim edecek kimsen de yok. Nereye koyacaksın. Atsan geriye dönüşünü neyle yapacaksın? Telefon yok, seni gelip alması için kimseyi arayamazsın. Bilmediğin bir okulun bahçesindesin. Ya anneni, arkadaşını, babanı, ağabeyini, erkek arkadaşını, kız arkadaşını alıp geleceksin. Ya da kaybolacaksın… İşte burada iş, okulun bahçesinde bir köşede açık büfe görevi gören kantincilere düşüyor. Kuyruktan geri çevirilen arkadaşlarım soluğu onların yanında alıyorlar. Ya onlarda olmasa arabasıyla gelen arkadaşım abrasının anahtarını bırakacak bir yer bulamadığı için sınava giremeyecek ve geri dönmek zorunda bırakılacak. İyi ki de varsınız kantinci amcalarım! Bozuk paraya çözüm yolu ise, sınava gidiş için dolmuşçuya vereceğimiz parayı bozuk olarak, dönüş için vereceğimiz parayı ise kâğıt para olarak üzerimize almak. Böylece ne parayı atmak zorunda kalırız ne de tartışmak. Bunlarla meşgul olmak zorunda olmamak en güzeli ama zorunda bırakılıyorsak da çözümlerle hem kendi işimizi hem de bu işi yapmak zorunda kalanların işlerini kolaylaştırmak daha çözümcü.

Sınav öncesi streslerimize artık bir yenisi daha eklendi. Önce kendimiz evde güvenlikten geçiyoruz. “Aman bu tokamı takmayayım yoksa atmak zorunda kalacağım en sevdiğim tokam bu benim”… Evde kendi güvenlik kontrolünden başarılı bir şekilde geçtikten sonra sıra okul bahçesinde dakikalarca süren güvenlik kontrolünden geçmeye kalıyor. Gerginlik, bekleyiş ve sinir bozucu o arama stresin sınırlarını iyice zorluyor. Saat dokuzu yirmi geçiyor ama kuyruğun hala ucu görünmüyor. Tüm işlemlerin bitip sınav salonlarında oturmaları gerekiyorken arkadaşlarımız hala kuyruktalar ve aranıyorlar. Ben sınava girmeyeceğim halde panik oluyorum “ya saat 9.30’a yetişemezlerse” diye. Saatleri olmadıkları için sürekli saatin kaç olduğunu merak ediyorlar, soruyarlar. Onlara saati söylemekte endişe ediyorum çünkü on dakika sonra sınav başlayacağını duymak onları hiç mutlu etmeyecek. Kız arkadaşlarımızın olduğu kuyruk daha geç ilerliyor. Ya polis ablalarımız çok itinalı arama yapıyorlar ya da kızlarımız fazla yasakla geliyorlar sınava. Bunun için de bir çözüm polis ablalarımızın sayısını artırmak olmalı. Neyse ki korktuğum olmuyor ve herkes sınava koştura koştura da olsa yetişiyor. Ben de bunları yazmalıyım diyerek evimin yolunu tutturuyorum.

 Sınav kuyruğunda bir gözlemci olarak ilerlemekle sınava girecek olacak ilerlemek…  Bir an kendimi hem öğrenci hem polis hem de ÖSYM başkanı yerine koydum ve düşündüm. Gördüklerim ve duyduklarım sonucunda “ polis ağabey sen de haklısın, kemeri çıkartılmak zorunda bırakılan arkadaşım sen de,  kopya ile mücadele etmeye çalışan ÖSYM başkanım sen de” dedim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s