Emek pazarının arka bahçesi

Her Salı günü pazar çantasını alan doğruca Emek Pazarı’nın yolunu tutuyor. Pazar arabasının tekerleklerinden çıkan sesler yolda size arkadaş oluyor. Pazar sokağına döndüğünüzde tekerleklerin sesine pazarcılardan yükselen “Üzüm de şok fiyat”, “Alın yiyin” sesleri de eşlik ediyor artık.  Emek Pazarı, alıcısıyla, satıcısıyla renkli görüntülerle dolu. Bir de pazarın çok renkli bir arka bahçesi var. Satıcılara çayların demlendiği, yemeklerin pişirildiği, yemek yenildikten sonra da bulaşıkların yıkandığı yer. Oradaki manzaralar ve hikâyeler ise pazardakinden çok daha farklı.

Emek’te Pazartesi akşamından Salı günü için pazar hazırlıkları başlar. Akşamdan tezgâhlar kurulur, kasalar tezgâhlara yerleştirilir. Yarın için tüm hazırlıklar tamamlanır. Ve sabah olduğunda artık müşterilerin gelmesi beklenir. Bekleyişe bir de çağrılar eklenir. “Gel gel marul maydanoz burada bedava”, “Abla biz de her şey sudan ucuz”, “Kesmece bunlar kesmece” diye sesler yükselir her bir pazarcıdan. Her biri renkli kişiliğiyle pazara canlılık katar.

Her hafta yaşlısı, genci, öğrencisi bir sürü ziyaretçiyi ağırlar Emek Pazar’ı. Kimi erken vakitte gelir pazar ihtiyacını karşılar, kimi havanın karamasını bekler. Çünkü akşama doğru fiyatlar düşmeye başlar. Kimi işten çıktıktan sonra gelir. Pazara gidecekler bir evde yaşayan öğrencilerse, onların pazara gitmeye karar vermeleri bir başka olur.  “Pazara bu hafta kim gidecek? “Sıra sen de sen git” “Ben gitmem” diye sevimli tartışmalar yaşadıktan sonra hep birlikte pazarın yolunu tutar öğrenciler. Kimi alacaklarını listeye yazar öylece gider pazara. Kiminin daimi bir alıcısı vardır illa da ondan alacaktır sebze ve meyvesini. Başkasına kesinlikle gitmez. Bu durumda alıcı da satıcı da birbirine ahbap olur.

“Öğrenciden Emek Pazarı’na tam not”

Emek’te oturan üniversite öğrencileri için Emek pazarı bir ‘nimet’. Çünkü öğrencilere pazarcılar öğrenci indirimi uyguluyorlar. Öğrenci olduğunuzu hemen anlayıp “Domatesin kilosu üç lira ama siz öğrencisiniz size iki buçuk olur” diyorlar. Öğrenci de kendisine yapılan bu indirimden hoşnut olarak ayrılıyor pazardan.

Kaldırımda sıra sıra dizilmiş lezzetler

Tüm bu anlatılanlar pazarın içinden görünenler. Bir de pazarın arka bahçesi var. Pazarın dışında kaldırma sıra sıra dizilen tezgâhlar da pazardaki satıcılara satış yapıyor. Hararetinizi giderecek çaydan, ızgara köfteye, pilav üstü kuru fasulyeye varana kadar lezzetler hazırlanıyor burada. Kaldırımda ilerlerken onlarla karşılaşıyoruz. Hepsi o kadar renkli görüntüler sergiliyorlar ki. Emek sokakları, Salı günü pazarıyla farklı bir atmosfere bürünüyor. Yoldan gelip geçenler için de bu görüntüler ilginç geliyor. Daha önce hiç karşılaşmayanlar şaşkın ama hayranlıkla bakıyorlar.  Çay bardakları yan yana sıralanmış bir tezgahın önünden geçiyoruz kaynayan çayın buharı yüzümüze vuruyor. Biraz daha yürüyoruz ızgarada kızaran köfteler ekmek arasına alınmak için hazır hale gelmiş bile. Yemekleriyle satıcıların karnını doyuran aşçı ise bir kenara çekilmiş bulaşıklarını yıkıyor.

Azıcık daha ilerleyince etrafı dört tabure ile çevrilmiş bir masa görüyoruz. Satıcıların rahatça oturup yemeklerini yemeleri için hazırlanmış bu minik oturma yeri de.

Yemekler Metin Usta’dan sorulur

Metin Araz, 22 yaşında ve Ankaralı. Araz, Çankaya çevresinde kurulan pazarlarda pazarcılara yemek pişiriyor. Pazarcılar kışın soğuğunda Araz’ın pişirdiği çorbalarla ısınıyorken, yaz mevsiminin kavurucu sıcaklarında serinliyorlar. Mutfak yok ama Araz mutfaklardaki lezzetleri aratmayacak yemekler hazırlıyor karnı acıkan pazarcılara. Öğle yemeğinin gelmesini sabırsızlıkla bekliyorlar onlar da.

Araz, sabah saat beşte pazar yerine geliyor ve kollarını yemek pişirmek için sıvalıyor. Izgara çeşitlerinden pilava, kuru fasulyeden cacığa her şey Metin Usta’nın mutfağında hazırlanıyor. Sabah beşte başlayan hazırlık, saat sekizde tamamlanıyor eşsiz lezzetler diziliyor tezgâha. Ve karnı acıkan pazarcılar birer birer Metin Usta’nın mutfağının kapısını aralıyor. “Sadece pazarcılar değil” diyor genç Metin Usta, “Yoldan gelip geçenler de yemeklerimden tatmak istiyorlar. Bir yiyen bir daha geliyor, daimi müşterim oluyorlar”. Anlayacağınız Metin Usta doyumsuz lezzetleriyle yoldan gelen geçen insanlara da hitap ediyor. Bazen de pazar alışverişine gelen bir müşterinin de canı Metin Usta’nın mis gibi kokan kuru fasulyesinden yemek istiyormuş ve soluğu minik oturaklarda alıyorlarmış. Sabah erken gelmek, yemeği mutfak dışında bir yerde yapmak, bulaşıkları burada yıkamak sizin için zor olmuyor mu? sorusuna “Hiç zor olmuyor severek yapıyorum” diyor Metin Usta.

Metin Usta’nın mutfağında neler yok ki

Metin Usta’nın sabahın erken vaktinde uyanarak hazırladığı birbirinden lezzetli yemeklerin fiyatları da çok ucuz. Pilav üstü kuru fasulyeyi beş liraya müşterilere sunduğunu ifade ediyor Araz. Kuru fasulyenin bir porsiyonu dört lira. Çorbanın fiyatı ise neredeyse sudan ucuz. İki liraya kâselerde servise sunuluyor çorba da Metin Usta’nın tezgâhında. Izgara köfte, kanat ise ekmek arasında beş liraya satışa sunuluyor. Metin Usta, hazırladığı yemeklerin fiyatlarını söylerken “Pazarcı bütçesi bunlar diyor”. Günlük hâsılanın genellikle 150 lira olduğunu söylüyor Metin Usta. Kış mevsiminde ise satışların daha iyi olduğunu vurguluyor. Soğuktan üşüyen pazarcıların karınlarını doyurmak için daha çok tezgâhına uğradıklarını anlatıyor.

Akşam oldu, Metin Usta kaçar

Sabah saat beşte başlayan tatlı telaş, yemeklerin bitmesiyle akşam beşte sona eriyor. Metin Usta tezgâhını topluyor, kazandığı paralarla evinin yolunu tutuyor bir dahaki hafta tekrar gelmek üzere. Haftanın altı günü böyle geçiyor Metin Usta’nın. Her gün Çankaya çevresinde açılan pazarlara kuruyor tezgâhını, eşsiz mutfağını pazarcıların uğrak yeri yapıyor.

 Çaycı bize üç demli çay!

Kaldırımda ilerlerken ar arda dizilmiş mavi çay ocakları dikkatimizi çekiyor. Hemen yanlarına doğru yaklaşıyoruz çay ocağının başında buluyoruz kendimizi. Semaverden kaynayan çayın buharı yükseliyor. Çay tabakları, bardakları sıra sıra dizilmiş. Yedek tüpler tezgâhın kenarında hazır bekliyorlar. Paket çaylar tezgahın en üzerinde yerlerini almış. Biri bitmek üzere, diğeri ise hiç açılmamış. Çay tepsisi hazırlanmış servise çıkmak üzere. Tepsiyi alan çocuk doğruca pazarın içine giriyor pazardan yükselen sese kapılıp gidiyor, gözden kayboluyor. Aradan biraz vakit geçiyor yüzü gülerek çay tezgâhının başına geri dönüyor, tepsi boşalmış, cebinden bozuk paraların sesi duyuluyor. Çayların hepsini satmanın mutluluğu yüzüne de yansıyor.

Seymenler Lisesinde öğrenci olan Ahmet Durmaz, haftanın altı günü öğleden sonrasını bu işe ayırıyor. 16 yaşında olduğunu söyleyen Ahmet’e “hem okul gitmek hem bu işte çalışmak senin için yorucu olmuyor mu?” diye soruyoruz. Ahmet’in verdiği cevapla mutlu oluyoruz. Ahmet, “Ben sabahçıyım. Sabah okuluma gidiyorum öğleden sonra yapacak bir işim olduğu için mutluyum. Çünkü evde boş durmak istemiyorum. Boş durduğum zaman sıkılıyorum. Hem işimi de seviyorum çünkü günün geri kalan yarısı eğlenceli geçiyor” şeklinde konuştu.

Pazardaki herkes tanıdık

Pazarcılar hep birbirini tanıyorlar. Akraba, arkadaş, eş dost hep birlikte toplanıp bir araya geliyorlar. Ahmet, pazarcılara çay hazırlamaktan sıkılmadığını, eğlenceli vakit geçirdiğini anlatıyor. “Çünkü birbirimize yabancı değiliz. Hepimiz birbirimizi tanıyoruz” diyor Ahmet.  Pazar yerinde 250’ye yakın tezgâh olduğunu söyleyen Ahmet, gün içerisinde 5-10 demlik çay demlediklerini belirtti. Ahmet, bunları anlatıyorken semaverde çay fokur fokur kaynıyor, pazarcılar sabırsızlanıyorlar çay içmek için “Ahmet! Nerede kaldı çaylar?” diye sesleniyorlar. Ahmet çay demleme işini bir senedir yapıyor. O kadar pratik hareket ediyor ki bir ocaktan diğerine koşuyor, suyu dolduruyor, bardakları tepsiye yerleştiriyor, çay boşalan bardakları yıkıyor…

Geçerken durup çay içiyorlar

Pazar dışındaki bu manzara yoldan gelip geçenlere çok ilginç geliyor. Kimi durup “burada ne yapıyorsunuz, bu çayları, bu yemekleri kime hazırlıyorsunuz? diye soruyor. Aldıkları cevap karşısında yüzlerinde tebessüm beliriyor. Kimi oturup kendi de yemek yemek istiyor, kimi bir bardak çay yudumluyor. Kimi de bu güzel manzarayı ölümsüzleştirmek isteyip fotoğraf makinesine sarılıyor birkaç kare çekiyor. Ahmet de Metin Usta gibi pazarcılar dışında kendilerinin daimi müşterileri olduğunu söylüyor.

Bir bardak çayın 25 kuruşluk hatırı var

Yemeklerdeki ucuzluk çay fiyatlarına da görülüyor. Bir bardak çay 25 kuruş. Bir demlik bitiyor, yenisi demleniyor. Günde bir kilogram çayı bitiriyor Ahmet. Günlük kazancı ise70-80 lira arasında değişiyor. Ahmet kış mevsimi geldiğinde pazara çıkan müşteri sayısı azaldığından satışlarda da azalma olduğunu anlatıyor elleri yanına düşerek. Ahmet yemek tezgâhından daha geç kapatıyor tezgâhını. Çünkü pazarcılar her an “Ahmet! Üç çay gönder” diye bağırabiliyorlar. Akşam oluyor hava kararıyor ve artık Ahmet de günlük kazancıyla evinin yolunu tutuyor. Emek Pazarı’nın arka bahçesi bir dahaki Salı’ya kadar Ahmetsiz, Metin ustasız bir hafta geçiriyor.

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s