Derbi Maçına Gidersin Yazmak İstersin

İşten çıkarsın yola düşersin AŞTİ’ye gelirsin AŞTİ’de  Fenerbahçe taraftarlarıyla karşılaşırısn onların peşine takılırsın onlar gider sen gidersin. En büyük bahçe bizim bahçe tezahüratlarıyla, alkışlarla, Muharrem Pakoğlu İlköğretim Okulu’nun minik öğrencilerinin sevgi gösterilerini de aldıktan sonra maytaplar eşliğinde Türkiye Voleybol Federasyonu’na varırsın. Taraftar kuyruğuna takılırsın içeriye taraflardan önce girmek istersin aklına bir fikir gelir basın kimliğini kullanırsın çevik kuvvet ekibine stajyer kimlik kartını gösterirsin taraftar barikatını aşar içeri girersin. Biletini alırsın hatıra kalsın istersin biletini saklarsın sonra kaybettiğini zannedersin yedeğini alırsın ama kaybetmediğini fark edersin 🙂 Polis ekiplerine kendini emanet edersin aranırsın cebindeki flash belleğe varana kadar ceplerini boşaltırsın ayranını polis memuruna kaptırmaktan son anda kurtarırsın. Güvenlik taramasından da geçersin salona adımını atarsın attığın gibi kendini kavga eden taraftar gurubunu içinde bulursun onların seline kapılıp gidersin polisin müdahalesiyle canını kurtarırsın. Oturacak yer ararsın  taraftar grubunun olduğu yerde oturmak istersin ama maçın sonunda olacaklardan endişe edersin. Sen istesen de polis memurunun barikatına takılırsın onun işaret ettiği yere oturursun. Taraftara uzaktan uzaktan bakarsın. Taraftarların karşı karşıya geldiğini görürsün tezahüratların birbirine karıştığını duyarsın taraftar olmanın ne büyük bir gurur, coşku, sevinç, hüzün, tedirginlik, sevgi, bağlılık, haykırış, organize oluş, hırçınlık sergileyiş, hep bir ağızdan bağırış, küfürbaz oluş, kendinden geçiş, sarhoş oluş, tehdit ediş, gülüş, alkış, ağlayış, oynayış, içten geliş ve daha bir sürü tanımını olduğunu anlarsın. Taraftarlığın aşık atışması olduğunu düşünürsün.  Taraftar olmaya özenirsin, taraftar gibi atkın olsun, şapkan olsun, tişörtün olsun istersin. Kızların saçlarına taktıkları sarı lacivert saç benzetmesi şeylere gülersin. Maçtan çok taraftarı dinlersin onlarla coşarsın. Taraftarın oyunculardan daha ön plana çıktığını maç başlayınca hissedersin. Taraftar izin vermezse oyuncuların sahada oyun oynayamayacaklarına şahit olursun. Sahaya atılan konfetileri tuvalet kağıdı sanırsın:)  İlk sette skor 10-4 Galatasaray’ın lehineyken her iki takım taraftarlarının da karıştığı olaylar nedeniyle karşılaşmaya uzun süre ara verildiğini görürsün. Hakemlerin  çantalarını ellerine alıp sahayı terk edişlerine ilk kez şahit olursun. Çevik kuvvetin taraftarları sakinleştirmek için verdiği mücadeleyi seyredersin. Galatasaraylı taraftarların amigosunun gücünü hissedersin. Sen de taraftarlardan tezahüratlar öğrenirsin: “Bir, iki, üç, şişşş” dersin. Salondaki tüm Fenerbahçeli taraftarlar ayağa kalkınca sen kalkmazsan Galatasaraylı olursun. Karşılıklı olarak “şike şike” diye bağırırsın. Bağıra bağıra söylediğin tezahürata el çırpışlarının yanı sıra ayaklarınla da yere vurarak eşlik edersin.  Fenerbahçeli taraftarların susmayışını izlersin. “Fenerbahçe yıkılmaz cümle alem bir olsa başa çıkamaz” desin. Çevik kuvvet tarafından dışarı çıkarılma kararı alındığını taraftarların bir bir dışarıya çıkmalarından anlarsın. Taraftarın Fenerbahçe yöneticisine: “Yönetim uyuma taraftara sahip çık”  tezahüratını duyarsın. Yöneticinin taraftara kıyamayışını yaptığı anonsla anlarsın. Taraftarların sevinç çığlıklarını alkışlarsın. Altıda başlaması gereken maçın yedide başlamasına şaşırırsın. Olaylardan keyif alırsın. İlk kez derbiyi canlı izlemenin tadına varırsın. “Ben maça maç demem taraftar kavga çıkarmayınca” dersin 🙂 Bir maç için ne kadar çok çevik kuvvetin geldiğini görürsün. “Ben diyeyim 180, sen de 360 çevik kuvvet vardı dersin 🙂

Maça kendini kaptırırsın. İlk seti 21-25 kaybedersin. Sedayla tanışırsın, Kim’in KIM olduğunu öğrenirsin, Kim, Kim diye bağırırsın. Kendini sahaya atmak istersin. Ben en çok smaç atmayı severim dersin.  En iyi oynayan oyuncuyu seçersin. Seyirci , olursun, taraftar olursun, oyuncu olursun. Yerinden fırlarsın çantan düşer gülersin çare arasın  çantanı almak için çabalayan polislere, voleybolcu kızlara emeği geçen herkese teşekkürü borç bilirsin. Sana yol vermeyen teyzeye teşekkürü borç bilmezsin 🙂 Kendini maça kaptıran seyirciyi izlersin. İşte o an maçı yazmak istersin.Yazmak öyle bir şeydir ki gittiğin, duyduğun, okuduğun, hissettiğin her şeyi yazarsın. Her sayıda sevinen taraftarın sevinçlerini izlersin. Bir teyzeyi oynarken halini yakalarsın hemen. Sonra Galatasaraylı taraftara bir şeyler anlatmaya çalıştığını görürsün. Erkin Koray’ın şarksını getirsin aklına “öyle bir geçer maç ki” dersin. İlk seti kaybedersin “böyle gelmiş böyle mi gidecek dersin”:) Kim’in smaçlarıyla coşarsın. “Fenerbahçe’nin keyfi yerinde yine maşallah” dersin. Galatasaray sayı attığında “yok mu çaresi fesuphanallah” dersin. İkinci seti 25-17 alınca sevinirsin, üçüncü seti 29-27 alırsın sevincin üçe katlanır. Galatasaraylı oyuncu Natalia’ya Nataliya teyze diye bağıran amcaya gülersin. Dördüncü seti 25-16 alırsın sevincini dörde katlarsın. Galatasaraylı taraftarların kaybediş suskunluğunu izlersin. Sessiz ve buruk ayrılık diye de bir tanım getirirsin içinden voleybola. Bir oyana bir bu yana bakma Galatasaray taraftarı voleybolda bitmiş işin dersin 🙂 Maçtan çıkınca sen de Natalia teyze demeye çalışırsın 🙂 Taraftarın sarıııııı, Fenerbahçeli oyuncuların lacivertttttt deyişlerini seversin. Alkışlarla oyuncuları gönderirsin. Derbiyi 3-1 galibiyetle kapatırsın. Salonu birer birer boşaltan taraftarları izlersin. Eczacıbaşı oyuncularının salona çıkışını izlersin Neslihan’a el sallarsın. Bir derbi voleybol maçını da cebindeki kelimelerinle bitirirsin. “Her zaman gelirim ben böyle giderse” dersin:) Bir şiir derlemesi yaparsın 🙂

Derbili bir akşamdı Ankara’da

Taraftarla peşpeşe yürümüştük

Yolda kısacık beraberliğimize bütün taraftarlığımızı sığdırmıştık…

Bağırıyorlardı…

Yol bitti gidiyorlardı artık…

Yolda gördüklerimi bir müddet onlar sandım

Öğrendiğim tezahüratları unutmadım

Biletleri kitap arasında sakladım

Kin büyütmedim taraftara kalbimde

Uçak Kim’ e selam söyle

Seda’ya söyle

Edaya’da, Naz’a da, Logan’a da 🙂



Reklamlar

3 thoughts on “Derbi Maçına Gidersin Yazmak İstersin

  1. Sen mükemmelsin sen harikasın hee unutmadan “Sen var ya sen,
    Başımın tacı , gözümün bebeği.
    Ben var ya ben ,
    Deplasman yolunda elimde sigara.
    Tek dileğim Cimboma nay nay nay
    Şampiyon olalım.” dersin 😀

  2. Martılar Geri Dönsün

    Yorgun bir günün gecesinde uykuya dalarsın. Aylardan Mayıs, günlerden Perşembe… Rüyanda bir martı olur, denizlere açılır, kendinden geçersin. Uykunun derinliklerinde gazetelere manşet olan bir haberden geçer yolun: “Martılar geri dönsün”.

    Yuvası deniz olan bir martının geri dönüş hikâyesidir anlatılan. Rüya gerçek olur ve sen de bu hikâyenin anlatıcısı olarak satır aralarında gezinir bulursun kendini. Martının uykusu, rüyaları, gelip geçtiği diyarlara ait ne varsa aklında, not defterinde çalakalem yazarsın hepsini ki anlaşılsın bu rüya.

    Yolculuğu uzaklardan başlar martının. Rotası içinde bir kıtadan diğerine geçmesi, okyanus üzerinde kanat açması gerekir. Başı var sonu yok olan bu yolculuğun içinde sıradağlar, ateşler, baharlar, ören yerleri, demet demet çiçekler, bildirilerin öfkesi, kaldırımlara boylu boyunca yatmış gamsız adamlar da vardır. Bir yolculuk ki yolun bu kilometresinde Ankara, Ankara’nın içinde türlü türlü hikâyeler vardır.

    Martının kanatları yorgun, gözlerinde uzaklara dalmışlıklar… Yuvası deniz olan martının Ankara rüyasında ne bir konacak yeri, ne havasını ciğerine dolduracak bir deniz mevsimi vardır. Bir süre havada asılı kalır martı. Bir öğle vakti yorgun, ayakları usulca yere değer. “Yabancısıyız bu yerlerin” der kendi kendine. Bir ağaç gölgesinde beklerken, içindeki limandan vapurlar kalkar.

    Bir bahar mevsiminin başı olmasa da henüz bitmemişken yaza en yakın günlerinde yaşanır tüm hikâye. Martının yuvasına dönüşü, bir söylenti ya da özlem olmanın ötesine geçer. İçindeki sesi susturamaz martı ve çığlıklarını gökyüzüne boşaltır. Sonra susar.

    Yazılacak bir hikâyesi vardı martının. Söyleyecek şarkıları. Ama neylersin ki vakit dardı. Sen, bu hikâyenin anlatıcısı. Aynı zamanda sırtında taşıdığı hüznüsün. Sana verilen en nazik kelimelerle anlatacaktın martının gözlerine misafir olanları, göçenleri, demir atıp kalanları. Belleğini yitirmişçesine ya da biriktirdiğin tüm kelimeleri unutmuşçasına martıdan denize, rüyadan gerçeğe giden yolun çıkış kapısını ararsın. Oysa martının rüyasına giren bir periye adanmıştı bu masal. Masalı anlatırken anlattığı masalın içinde kaybolup ufuk çizgisine doğru uçarken bir karaltı olup sönüyor martı.

    Yolun uzunluğu, vaktin darlığı söylemek istediklerinin hepsini bir hikâye içine sığdırmana izin vermez. Burada söze bir mim, cümleye virgül koyar, elleri havada kalanların artık ellerini indirebileceğini söyler, hepsini Allah’a emanet edersin.

    Martı, tüm sevdiklerime selam söyle
    Lokum dağıtan temizlikçi ablaya,
    Ziyaretçi kartı veren güvenlikçi abiye
    Yüzü bir türlü gülmeyen çaycıya
    Reyyan’a, Mengen’e, Kuaför Musa’ya

    Ankara, sen de selam söyle herkese
    Balgat’a, Kızılay’a Gölbaşına
    Suyundan içtik ekmeğinden yedik te
    Bir selam sözcüğünü paylaşamadığım
    Kim varsa
    İçinde.
    Onlara da benden çokça selam söyle
    Pınar ablaya, Ünal abiye, Teoman enişteye
    Ayfer’e de

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s