Hayde Gidelum Haydi

Kurduğumuz sözcüklerde ‘şey’ kadar sık kullandığımız başka hangi kelimeler var diye sorsam? Hepimizin sıralayacak birer ikişer sözcüğü vardır elbet. Benim en çok dikkatimi çeken, şarkılara söz olan “haydi” oldu. Ev arkadaşınızla birlilte evden çıktınız işe gidiyorsunuz, sınava gidiyorsunuz konuşa konuşa ilerliyorsunuz yolda. Ayrılmak için geldiğiniz kuaförün önünde  konuşmalar birden bitiyor ve o mucizevi sözcük devreye giriyor “hadi başarılar”, “hadi akşama görüşürüz”, “hadi beni haberdar et”, “hadi selam söyle”, “hadi sakın unutma”, “hadi dikkat et kendine”, hadi, haydi, hayde diye devam ediyor sözler.Sadece ayrılık konuşmalarında mı hayır, dikkat edin de bakın haydi kurduğumuz cümlelerin kaçında var?

Haydi şimdi sıra sizde. Bakalım siz hangi sözcükler üzerinde yoğunlaşıyorsunuz. Hadi bakalım bekliyorum cevaplarınızı. Haydi dikkat edin kendinize 🙂

Reklamlar

2 thoughts on “Hayde Gidelum Haydi

  1. Alışkanlıklar edinerek hayata başladık. Daha anne karnında parmağımızı emiyorduk ta sonradan bırakmak zor geldi. Kulağımıza ezan fısıldandı ilk. “Allah” kelimesine aşina olduk. Sonra bu kelimeye alıştık ki bin değişik formatta her gün kendimiz duymadan başkalarına söyler olduk. “Allah Allah! Maşallah, fesuphanallah, bıktım senden illallah! Öğrendiğimiz ilk kelime “anne” oldu belki. Yıllar geçti de ayağımız kaysa yere düşerken “anne” diye bağırdık. Bir kediyi severken bile “Ah anam dedik sen ne tatlı şeysin.” Adını unutmadık ta sanki kendisini unuttuk annenin.

    Alışan biz değildik ya tek başına. Bize de alıştılar. “Bebek” dendiğinde ilkin herkesler durdu, sustu. Ağlamamıza kulak verdiler. Biz ağladık onlar sevdiler. Biz ağlamayı öğrendik onlar ağlayanı susturmayı. gerçek şu ki ağlayamaya alıştık.

    Gün oldu devran döndü bir gün geldi onlar da ağlamamıza da alıştılar. Çocuktur, ağlar ağlar susar dediler. Sonra gerçekten sustuk. Bu kez susmaya alıştık. Zaman geçti ağlamayı da unuttuk. Şimdi baksak hatırlar mıyız? Sahi ağlamanın sesi neydi? Hem bir insan ağlamasını nasıl yazabilirdi ki?

    Ağlamamızın bittiği gün konuşmamız başladı. Harflerle seslerle hecelerle cücelerle başlayan konuşmamız bizde yeri doldurulamaz bir tutkuya dönüştü. O günden sonra hiç durmadan konuştuk. Konuştukça kelimeleri eskittik. Kelimelere alıştık. Hangi kelimeyi ne için kullandığımızı bilemedik bile. “Ateş pahası” derken biz şimdilerde pahalı gelene, bunun bir zamanlar Sultan Selim’in üşüdüğü yerde devletlûm ısınsın için ateş yakana verilen ücretin adı olduğunu unuttuk.

    Dahası, belki kabul etmesi en zor olanı sevmeye de alıştık. Her şeyi sevdik. Bize içinde ruhumuzu eritelim diye verilen o kalıbı, bir bakkal dükkanında içine çerez konan renksiz bir kese kâğıdına dönüşene kadar kullandık. Her şeyi sevdiğimizi söyledik. Çoğu zaman öylesine söyledik. Buna da alıştık.

    Denizlerden hiç söz etmedim. Bizim doğduğumuz şehirde her gece deniz anılırdı. Gözlerimizin rengi değişene kadar öylece durup bakardık. Şimdilerde denize de alıştık. Mevsimlere de alıştık. Havaya da bu havalara da alıştık.

    Haydi, şimdi bütün eller havaya…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s